Günün filmine geçmeden önce biraz dert yanayım, blogun amacı çok da sapmasın. Malum burayı dert köşesi olarak kullanıyorum çok uzun zamandır. İnsanlara gına getirtiyorum yazdıklarımla.
Bir şey için çok uğraşırsın ama inadına olmaz ya. Bu son iki yılımı çok güzel özetleyen, özetlerken de adeta (!) erzimi bilmem ne eden bu gerizekalı durum hakkında bir şey demek istedim. Olmayacağını hissettiğim, en ufak bir şüphemin dahi bulunduğu bir işe bu kadar umut bağlamamayı ne zaman öğreneceğim bilmiyorum ama epey yol kat ettim sanırım. Resmen dipsiz kuyu, battıkça batıyorsun. Daha niye uğraşıyorsun? Demek ki seçtiğin yol yanlış. Her ne kadar istediğin kesin bir şey olsa da ona ulaşmanın yolu tek değil ki. Bendeki bu çocukça inat da buradan geliyor zaten "Bir kere de benim istediğim şekilde olsun" demekten. Kendi yolunu daraltan benim, kendini çıkmaza sokan benim. Kendi sinirini bozan, ömründen boş yere 2 yıl silen benim.
Bunu bir daha yapmamam lazım, kendimi acil toparlamam lazım. Zira Amerika'ya gidiyorum. Öyle ya da böyle. Bugün ya da yarın. Bir şekilde.
Belki ilerde size 5 alternatif kuralımı anlatırım bir yazıda.
Neyse filme geçelim. Tam bir aile filmi. Otur akşam, al eline çayını çekirdeğini izle. No brainer. Biraz dram, biraz spor biraz Eastwood yaşlı huysuzluğu tamam işte. Ayrıca filmde Justin Timberlake'in olduğunu bileydim hiç koymazdım ben bu listeye ya hadi neyse.
En sevdiğim karakter Pete idi. Tam amca.
En sevdiğim dialog Pete ile Gus arasında geçen "Bu evin hali ne?" "Duymadın mı? Feng Schmay" şeklinde geçen salak espriydi.
En sevdiğim sahne de aha bu:
Bazen tam bir gakkoşa dönebiliyorum zevklerimle. Allah benzetmesin.
8 Nisan 2013 Pazartesi
7 Nisan 2013 Pazar
Film Çelıncı 6. ve 7. Gün
Methini çok duyduğum filmin içinde Patrick Stewart olanını izlemek istedim. Sanırım ilki kadar iyi değilmiş. Ama çok güzel bir filmdi. Bunun esas oyununa gitmek gerekirmiş.. En kısa zamanda ilk versiyonunu da izleyeceğim. Şu resimde gördüğünüz ikili yıkmış geçirmiş resmen. Pis köylülere oyunculuk dersi vermiş, s*ktiri çekmişler.
En sevdiğim dialog kraliçe ile oğullarından biri arasında geçen dialog idi. Hatta şöyle özetleyeyim: "I know. You know I know. I know you know I know. We know Henry knows, and Henry knows we know it. We're a knowledgeable family."
En sevdiğim karakter kraliçeydi tabii ki de. Glenn Close dehşet ötesi bir kraliçe olmuş.
En sevdiğim sahne de yine kraliçenin en sonunda tek başına nasıl kalakaldığını gösteren sahne. O da budur:
Şimdi baktım saate zaten günün bitmesine çok kalmamış. O yüzden haftasonunu bir arada çıkarmaya karar verdim. Hatta hep böyle olsun. Meşgul olmama fırsat kalsın. Haftasonlarını bir arada çıkarayım bundan sonra.
Pazarın filmi Lawless idi. Daha ilk sahnelerinde "ulan ben bu filmi neden seçmişim, neden çelınca koymuşum acaba" diye bir düşündüm. Aklıma bir cevap gelmedi. Muhtemelen Mia ablamız içindir.
Ne yazık ki ben bu filmleri pek sevmediğimden daha ilk sahnelerinde uyuklamaya başladım. O yüzden ne favori karakter, ne sahne ne de dialog yok. Uyudum resmen. Sonra da kapattım.
Gary Oldman'ın başlardaki karizması iyiydi ama. İleride ne oldu bilemem ama onu sayabilirsiniz.
Bugünlük de böyle olsun kardeş, demek aklımda farklı bir film kalmış bunu koyarken. Bırak böyle köylü filmi olmasını, "yeni kötü adam bulduk (Hardy) koyak filme yardırak" diye çekilmiş gelmesi yüzünden sıkıldım sanırım. Kendisi belki kötü rolde değildi ama suratına kazımışlar adamın "kötü adamsın sen kötü kal".. Meh. Sonra da niye uyuyorsun. Aha işte buyur.
Ayy çok kabayım aha maha.. Cık cık.
Ayrıca neyse ki salı ve çarşamba günü komedi filmi izleyebileceğim, sonunda.
En sevdiğim dialog kraliçe ile oğullarından biri arasında geçen dialog idi. Hatta şöyle özetleyeyim: "I know. You know I know. I know you know I know. We know Henry knows, and Henry knows we know it. We're a knowledgeable family."
En sevdiğim karakter kraliçeydi tabii ki de. Glenn Close dehşet ötesi bir kraliçe olmuş.
En sevdiğim sahne de yine kraliçenin en sonunda tek başına nasıl kalakaldığını gösteren sahne. O da budur:
Güzellik işini iyi yapan ve onu bilen, kendinden emin, güçlü kadının yüzündedir bana göre. Glenn Close da gördüğüm en güzel kadınlardan birisi bu yüzden.
Ayrıca Jonathan Rhys Meyers de bu filmden sonra sanırım Tudors için düşünülmüş.
Şimdi baktım saate zaten günün bitmesine çok kalmamış. O yüzden haftasonunu bir arada çıkarmaya karar verdim. Hatta hep böyle olsun. Meşgul olmama fırsat kalsın. Haftasonlarını bir arada çıkarayım bundan sonra.
Pazarın filmi Lawless idi. Daha ilk sahnelerinde "ulan ben bu filmi neden seçmişim, neden çelınca koymuşum acaba" diye bir düşündüm. Aklıma bir cevap gelmedi. Muhtemelen Mia ablamız içindir.
Ne yazık ki ben bu filmleri pek sevmediğimden daha ilk sahnelerinde uyuklamaya başladım. O yüzden ne favori karakter, ne sahne ne de dialog yok. Uyudum resmen. Sonra da kapattım.
Gary Oldman'ın başlardaki karizması iyiydi ama. İleride ne oldu bilemem ama onu sayabilirsiniz.
Bugünlük de böyle olsun kardeş, demek aklımda farklı bir film kalmış bunu koyarken. Bırak böyle köylü filmi olmasını, "yeni kötü adam bulduk (Hardy) koyak filme yardırak" diye çekilmiş gelmesi yüzünden sıkıldım sanırım. Kendisi belki kötü rolde değildi ama suratına kazımışlar adamın "kötü adamsın sen kötü kal".. Meh. Sonra da niye uyuyorsun. Aha işte buyur.
Ayy çok kabayım aha maha.. Cık cık.
Ayrıca neyse ki salı ve çarşamba günü komedi filmi izleyebileceğim, sonunda.
Etiketler:
Andrew Konchalowski,
film,
film challenge,
gary oldman,
Geoffrey,
Glenn Close,
Henry,
John,
Jonathan Rhys Meyers,
Lawless,
Patrick Stewart,
Richard,
The Lion In Winter
5 Nisan 2013 Cuma
Film Çelıncı 5. Gün
Yalnız nahlet olsun şuraya koyacak adam gibi bir resim bulamadım. Looper dehşet ötesi bir filmdi, izlemeyen varsa hemen izlemeli. Daha ilk sahnesinden kilitlenmiyorsan sorun sende dostum. Hangi birini anlataym? Hangi karakteri seçeyim. Hangi sahneyi koyayım. Otur baştan izle, beni de yorma, kendine de bir iyilik yapmış olursun.
On numara beş yıldız x 40. yıl.
En sevdiğim karakter Cid. Her ne kadar Emily Blunt hayranı olsam ve yanlı davranmak istesem de çocuk daha bir harikaydı.
En sevdiğim dialog için kesin şu cümle diyemeyeceğim. Ama film boyunca dönen "Benim olanı bana verdi" "Senin olanı sana verdim. "Senin olana sahip olmak" lafları çok güzeldi bence.
En sevdiğim sahne için kafamda kesin bir şey vardı son sahnelere kadar.. Adamların birden ortaya çıkışları ve öldürülüşleri güzel sahnelerdi. Ama şu sahne hepsinden de güzeldi sanırım:
Aslında düşününce filmde o kadar güzel sahne var ki, Joe'nun 30 yılı da çok güzeldi mesela. Adamlar yapmış. Bir de filmde bir adam vardı (Kid dedikleri) adam aynı Fatmagül'deki tecavüzcülerden birine benziyo la askjfkghh.
4 Nisan 2013 Perşembe
Film Çelıncı 4. Gün
Gün geçmiyor ki bir film daha beğenmeyeyim. Frankenweenie o kadar da ahım şahım bir şey değildi. Beklentim yüksekmiş demek ki.
Filmde hayvanlar canlanana kadar acayip sıkıldım. Tek beğendiğim sahneler o kedili kız ile o hayvanların canlanıp milletin canına okuduğu sahnelerdi. Hele o kedi.. kjfhsdfg salak.
En sevdiğim karakter o kedili garip kız. Yok böyle bir şey yahu :D
En sevdiğim dialog, Rzykruski'nin Victor ile olan dialoğu. "Memlekette herkes bilim adamı. Tesisatçı oğlumun bile Nobel'i var." sözüydü.
En sevdiğim sahne kedili her sahne ama hele şu yok mu şu:
Filmde hayvanlar canlanana kadar acayip sıkıldım. Tek beğendiğim sahneler o kedili kız ile o hayvanların canlanıp milletin canına okuduğu sahnelerdi. Hele o kedi.. kjfhsdfg salak.
En sevdiğim karakter o kedili garip kız. Yok böyle bir şey yahu :D
En sevdiğim dialog, Rzykruski'nin Victor ile olan dialoğu. "Memlekette herkes bilim adamı. Tesisatçı oğlumun bile Nobel'i var." sözüydü.
En sevdiğim sahne kedili her sahne ama hele şu yok mu şu:
İzlemezseniz de olur gibi.
3 Nisan 2013 Çarşamba
Film Çelıncı 3. Gün
Film çok kötüydü kardeş. O yüzden lafı bu kadar dolandırdım. Nerdeee benim hayranı olduğum Philip Marlowe nerde tıfıl, çemçük Humphrey Bogart. Yoo beybi olmamış. Eski filmleri neden sevmediğimi hatırlattı adeta.
Adeta kelimesini de cümlede kullanmış bulunmaktayım.
Kitapları çok güzel ama okuyun derim. Film için hikayeyi bozmuşlar ille de romans olsun demişler. Oysa o kadar ters ki Philip Marlowe'a. 5 kitaptan sadece birinde birine karşı bir şeyler hissetmişti o da çok sürmemişti.
Otu boku tekrar tekrar çeken Hollywood esas bunu tekrar çekmeli. Bütün hikayeler için bir film yapmalı. Adam gibi karakterin hakkını vermeli.
En sevdiğim karakter Lauren Bacall'ın hakkını verdiğini düşündüğüm Vivian.
En sevdiğim sahne ve dialog (hayret ikisi de aynı anda geçiyor!) Marlowe ile evin uşağı arasında geçen "Yanlış duymuşsun bayan Vivian benimle görüşmek istememiş." (oysa istemişti sonradan kavga edince senle konuşmak istemiyorum diye odasından kovmuştu Viv) "Özür dilerim zaten hep böyle hatalar yaparım" diye uşağın imalı sözleriydi.
Filmin alayı imalı laf sokmalardan oluşuyor ama o laf daha bir hoş. İzlerseniz eğer tahminimce siz de beğenirsiniz.
Dipnot: Altyazı bulmakta zorlanabilirsiniz. Eski filmlerin genel sorunu bu dostum.
Etiketler:
Ahmet Ümit,
Carmen Sternwood,
çemçük,
Derin Uyku,
film,
film challenge,
Geiger,
humphrey Bogart,
Lauren Bacall,
Philip Marlowe,
Raymond Chandler,
Sternwood,
The Big Sleep
2 Nisan 2013 Salı
Film Çelıncı 2. Gün
Bu film ilk çıktığı zaman aman nereden bulsam da edinsem (!) diye kendimi yırtmıştım. O zamandan beridir izleyeceğim filmler arasındaydı. Bir türlü elim gitmedi ne bileyim.
Adamlar resmen "Dur! Biz bu insanlara nasıl piçlik ederiz?" diye düşünmüşler ve tüm Hollywood kötü adamlarını toplayıp (kötü olmayanı da kötü rolde oynatıp) iki saatlik bir işkence yapmışlar. Film güzel, konusu güzel. Ama çok sıkıcı hacı öyle böyle değil. Eğer bu filmden sonra ortadan ikiye sıkıntıdan ötürü çatlamadıysan sorun yok.
Takdir ettiğim bir nokta İstanbul sahnelerinde bir tane bile kara çarşaflı görmemem. Ya hakkaten yoktu ya da ben görmedim bilemeyeceğim.
Fark ettiğim öteki şey de bu ingilizlerin 30'undan sonra ses açısından birbirine benzemesi. Gözünü kapatsan kim konuşuyor anlayamazsın. Bir de allasen o nasıl saç o nasıl tip allam hepsi mala dönmemişse söyleyin.
En sevdiğim karakter: Peter Guillam (Cumberbatch) idi.
En sevdiğim dialog Ricki Tarr (Hardy) ve Hasan arasında geçen "Hasan telefonu kullanabilir miyim" "Tabi hemen orda" şeklinde tamamı Türkçe geçen dialogdu. Ezik gibi Türkçe konuşan artist görünce aynen böyle heyecanlanıyorum, evet.
En sevdiğim sahne: Aslında kafasına kurşun yiyen herkesin sahnesi ayrı bir güzeldi ama bunu koyayım dedim.
Gif yapabilme yetim olaydı iyiydi.. Hayal gücünüze bırakıyorum adfkgdfg.
Etiketler:
benedict cumberbatch,
colin firth,
film,
film challenge,
gary oldman,
gerilim,
gizem,
john hurt,
köstebek,
mark strong,
tinker tailor soldier spy,
toby jones,
tom hardy,
tomas alfredson
1 Nisan 2013 Pazartesi
Film Çelıncı 1. Gün
Söz verdiğim gibi ruh halim ne olursa olsun bu ay buna başlayacağımı söylemiştim. Evet moralim bozuk, gene alt üst oldum. Ama depresyon bana göre değil. Bir kere denedim olmadı.
Ayın başlangıç filmi çok merak ettiğim American Mary idi. Baştan uyarmalı, açken veya tokken izlenmemeli. Çocuk, yaşlı ve kalp hastalarından da uzak tutun. Filmde şu derisinin altına bir şeyler koydurup boynuz falan yaptıran, dilini ortadan ikiye kestiren, acayip estetik ameliyatlarına tonlarca para döken insanlar var. Mary'nin tek derdi cerrah olmaktı resmen içindeki canavarı çıkardılar. Film genel olarak güzeldi ama seslendirme beni benden aldı. Bir de bu kadar geç yazmamın sebebi bendeki ilk filmin yarısından sonra bozuk çıkmasıyla tekrar arayıp bulmak zorunda kalmamdır. Bir dahakine daha dikkat ederim.
Tavsiye eder miyim. Tabii ki de ederim.
En sevdiğim karakter tabii ki de Mary. Lance de iyiydi ama.
En sevdiğim dialog Lance ile Mary arasında geçen muhabbetten Lance'in "Keşke seni o zaman tanısaydım" sözü. İzlerseniz ne anlama geldiğini görürsünüz. Onun dışında film pek de dialog açısından zengin ve akılda kalıcı değildi zaten.
En sevdiğim sahne işte aşağıdakidir:
On numara beş yıldız.
Ayın başlangıç filmi çok merak ettiğim American Mary idi. Baştan uyarmalı, açken veya tokken izlenmemeli. Çocuk, yaşlı ve kalp hastalarından da uzak tutun. Filmde şu derisinin altına bir şeyler koydurup boynuz falan yaptıran, dilini ortadan ikiye kestiren, acayip estetik ameliyatlarına tonlarca para döken insanlar var. Mary'nin tek derdi cerrah olmaktı resmen içindeki canavarı çıkardılar. Film genel olarak güzeldi ama seslendirme beni benden aldı. Bir de bu kadar geç yazmamın sebebi bendeki ilk filmin yarısından sonra bozuk çıkmasıyla tekrar arayıp bulmak zorunda kalmamdır. Bir dahakine daha dikkat ederim.
Tavsiye eder miyim. Tabii ki de ederim.
En sevdiğim karakter tabii ki de Mary. Lance de iyiydi ama.
En sevdiğim dialog Lance ile Mary arasında geçen muhabbetten Lance'in "Keşke seni o zaman tanısaydım" sözü. İzlerseniz ne anlama geldiğini görürsünüz. Onun dışında film pek de dialog açısından zengin ve akılda kalıcı değildi zaten.
En sevdiğim sahne işte aşağıdakidir:
On numara beş yıldız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









