ayheytyu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayheytyu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2016 Çarşamba

Konserlerde Çiçek Olma Zorunluğu

Allahım sana geliyorum sabah sabah!!! Bir yazı okudum ki dillere destan! Böyle piçlik, böyle şımarıklık hiçbir yerde ne duydum ne de gördüm!!!

Güzide sanatçılarımız dinleyicilerinin konserlerde yaptıkları saygısızlıkları konuşur olmuş.
AASDFGJGHKGHJKGŞJKHDLŞGKSŞDŞFLFSDFGHJKLJLLKJHGFASDFGHJGHGASDFGHJFUHKMFG


Hasbam, sen yıllarca "hip" olmaya çalıştın, lümpen hipster'ları kendine dinleyici kitlesi olarak belirledin. Yıllarca popüler olan ne varsa yaptın, ortalama standartlara sahip ve herkesin kendisi gibi olduğuna inanan yobazlara albümler çıkardın. Sen kitleni oradan seçtin! 

İyi bir müzisyen dinleyici kitlesini dikkatle seçer. Bunun farkında olan müzisyenlerin böyle bir şikayeti olduğunu sanmıyorum. Adam tutmuş Patti Smith örnek vermiş, o da şikayetçiymiş. Rehberi karga olanın burnunun boktan çıkması mümkün mü? Ama niye öyle diyorsun çok iyi müzisyeeeen... Ben hayatımda o karı kadar gösteriş meraklısı, ben merkezci, çok bilmiş bir hıyar daha görmedim. Bono' nun sanat sanat için olan versiyonu Patti Smith.

"Beni izlemediler ühühü, şarkımı dinlemediler ühüüü. Telefonları ile oynadılar, gözüme flaş patlattılar, yüksek sesle konuştular, fönlü fönlü kızlar öne geçtiler ühühüh."

Aynen bunu diyor işte tam şu yazıda.


5 Ocak 2016 Salı

Dünyanın En Büyük Derdi

MAC adlı bir kozmetik markası vardır, çalışanların şerefsizliği dünyaca meşhur. Sadece Youtube' a "MAC experience" yazarsanız dünya kadar kızın dert yandığını görürsünüz. Haklılar amk, hepsi boktan. Tüm müşterilerine çöp muamelesi yapmaya bayılır MAC çalışanları. 


Ama memleketimde değil. Burada terbiyesizlik eden 1 tane MAC çalışanı gördüm, onu da arkadaşları kendi aralarında elimine edip bana kendilerini affettirecek bir makyaj yapıp öyle gönderdiler. Tunalı şubesi, bahsettiğim. Yıllardır oradan alırım ne alacaksam, mükemmel hizmet, garanti edebilirim. 

Panora' da (eve en yakın ve en sakin alışveriş merkezi) yeni bir şube açtılar. Havalara uçtum resmen. Kapitalist ruhuma şen geldi. Zira Türk kızının en büyük derdi tüm markaların bir arada bulunduğu bir alışveriş merkezidir, garanti! The Body Shop hariç tüm güzel markalar bir araya geldi Panora' da. Çok memnunum.

Ama oraya bir hıyar koymuşlar, sorma gitsin. Tipine bakarak mı almışlar dükkana nedir, bilemiyorum. Adam hiçbir şeyden anlamıyor. Kapatıcı, diyorum fondöten mi diyor. Hayır kapatıcı, diyorum acaba Türkçesi mi kıt diye "Concealer" diyorum, pudra mı diyor.


Allahtan ne alacağımı bildiğim için gidip ben bundan istiyorum diyorum, yarım saat bulamıyor dükkanda. Standın alt çekmecesinde, açıp ben alacağım yani o derece... Allık da alacaktım ama adamın beynini yakmamak için direk kasaya gidiyorum almadan. Adam ne dese beğenirsin:

"Fatura kesemiyoruz. ZATEN YILBAŞINDAN BERİ FATURA KALKTI." Şey gibi aynı: Yılbaşından beri facebook paralı olacak, on kişiyle paylaş para ödeme...

"Fatura kesmeden nasıl mal satıyorsunuz?" diyorum, "Mail olarak gidiyor" diyor. E mailimi almadın, kim olduğumu bilmiyorsun nasıl gidecek o fatura diyorum "ehehe" diye alıyor numaramı sistemden bakmak için.

Fatura hala gelmedi. Gelmeyecek de belli bir şey. Gavat resmen faturasız mal sattı bana ya. Neyse ama bu seferlik saymıyorum bunu, mekan yeni zaten şutlanır o gavat yakında. DERDİNİ S*KEYİM sırası da solda, oraya geçin.

22 Aralık 2015 Salı

Goygoy Profesyoneli

Bugün biraz Twitter' daki güzide sanatçılarımızın hesaplarına bakayım dedim. Ulan bakmaz olaydım. Kör olaydı gözlerim de bu saçmalığı görmeseydi.

Adam sahneye çıkıp sanat yapmıyor, insanlara o konuda hiçbir şey katmıyor. Adamın tek yaptığı "Türkiye Siyaseti' nin Son 50 Yıldaki Dinamikleri" adlı makale yazıyor olması. Resmen herkeste bir "Ben de yorum yapmalıyım!!!11" hissi var. 

Hayranlarına bir çizgi sunmalıymış, hayranları bilmeliymiş neyi destekleyip desteklemediğini. 


Pardon ama bok yesin o çizgi takip etmek isteyen hayranlar. Sen siyasi parti misin? Senin olayın ne? Sen daha albümün çıkmadan tüm telif haklarını (bir ün kazanmak adına) para babalarına satan kapitalist bir bebesin. Neyin veya kimin hakkını hukukunu savunuyorsun? 

Eğer bir kesime örnek olmak istiyorsan veya o kesimin senin çok güzide fikirlerinden faydalanacağına inanıyorsan en başta nasıl kendi hakkını koruyarak, nasıl profesyonelce, uluslararası camiada tanınacak bir biçimde iş kovaladığını göster. Mıy mıy siyasi yorumlar ile birilerine şirin geliyorsun anlıyorum ama işte tam o noktada senin alnında bir son kullanma tarihi çıkıyor ve senin bunu silecek bir yetin kalmıyor. Çünkü sen profesyonel bir sanatçı değilsin. Sen solcu goygoyundan öteye geçememiş vasıfsız bir çalgıcısın o kadar. Senin de alıcın sana benzer, senin pazarın belli bu durumda.


Sonra da çıkıp "Türkiye' de müzik piyasası yok, biz yurtdışına açılamıyoruz" diyorsun işte ben ona çok gülüyorum. Ben, yurt dışında senin neyini pazarlayacağım? 20 aydır hiçbir konser, single veya albüm haberi paylaşmayıp gündem ile alakalı "kınıyoruz" tweetini mi?

Bekle sen bekle. Daha çok beklersin.

10 Aralık 2015 Perşembe

İmaj Meselesi

Bir sürü olay oluyor, herkes her şeyi çok iyi biliyor da atıp tutuyor ya. Eyvallah, hepinize eyvallah. Hepinize saygım sonsuz, hepinizin fikirlerini dinlemeye hazırım. Olması gereken de bu zaten amk bunun açıklaması mı olur?

Benim en ama en uyuz olduğum insan tipi bu tür sohbetlerdeki "Ülkenin imajını çiziyorsun, anlatma yabancılara böyle" diyen gavat.




Ulan yapılırken o hareket bir yerin çizilmiyor da başkası öğrenince mi bozuluyorsun? Bokum gibi hayatından millete ne, sen ne diyeceksin de insanlar "aa o zaman ben seni de ülkeni de sevmiyorum" diyecek? Aksine "bizde böyle böyle şeyler oluyor" diye derdini anlatırsan, kötü durumlarda insanların desteğini kazanıyorsun. Kimsenin bugüne kadar memleketimi övüp de madalya aldığını görmedim. Ama olanı biteni anlatıp dertleştiğim, ülke meselelerini oturup tartıştığımız ve birbirimize saygı duyduğumuz çok çok çok fazla arkadaşım oldu - olacak.

Çünkü kötüye kötü demek insanı kötü yapmıyor bunu biliyoruz. Bu kadar basit bir konuyu idrak edebilmeni isterdim.


8 Aralık 2015 Salı

Otobüs Kıroluğu

Sabah 135 otobüsüne tıkış tıkış hepimiz bindik. Aman yarabbi ne neşe, tarifi mümkün değil. Ama insanlar saygılı oluyor otobüste neden bilmem. 407' ye bin mesela hır gür kavga, 135 dedin mi herkes birbirine iyi günler diliyor, herkes güler yüzlü vesaire...

Hamile bir kadın bindi. Kadın her an üzerimize doğurabilirdi. Gıkını çıkarmadı kadın bana yer verin, diye. Kimsenin gözüne gözüne bakmadı taciz edercesine. Gayet sakin bindiği arkadaşıyla muhabbetini ediyordu, arkalara ilerlemeye çalışıyordu.

Garibim, ayaktaki bir adam oturan bir insan müsveddesine "Hanımefendi hamile acaba yer verebilir misiniz?" dedi. Ama sessizce, kimseye duyurmadan, kimseyi rencide edecek şekilde değil. Hani belki görmemiştir, belki farkına varmamıştır diye düşünerek. Çünkü o anda kim görse kadını yer verirdi bu kadar basit. İnsanlığa giriş 101.


Oturan hıyar, ayaktaki adama yavşak yavşak bakıp "Cık" yaptı ve yavşak yavşak gülüp önüne döndü. Adam şok. Ben şok. Benle birlikte birkaç kişi daha şok. Hamile kadının olaydan haberi bile yok, aman zaten olmasın. Böyle kıroların olduğu yere çocuk doğurmam diye depresyona girer, sütü kesilir mazallah bin türlü şey olur.

Ulan gavat, ulan hıyar! Onun bunun çocuğu. Cık ne lan? Mağara adamı bunlar yemin ederim, her sabah ayrı bir olay bu çomarlar yüzünden.

- Vay yavşak, dedim. Duydu ama hiç arkasını dönüp bakmadı bile. Kendinden bahsedildiğini biliyor, pustu kaldı. Biliyor ki olayı büyütse linç edilecek. Herkes ters ters baktı adama ama hamile ayakta kaldı, iki durak sonra insanlar indi, bitti gitti.

Şimdi bu blogu okuyan cemaate sesleniyorum: Kavga edecekseniz sabah edin. Sabah edilen kavgaları kaybetmenizin mümkünatı yok. Çünkü karşındaki ya harbi yavşak, ya da daha uyanamamış ama işine gücüne giden sakin insanlar. Ne dersen hepsini yapar bu ikinci kategori. Mesela o ayaktaki adam "Ne diyon sen ulan orosbu çocuu" diye adamla kavga çıkarsaydı bütün otobüs o oturan adamı linç edecekti, şöför dahil. Tedirgin olmayın, pişman olmayacaksınız. Sesinizi sabah çıkarmazsanız akşam hiç çıkaracak haliniz kalmaz. Hakkınızı koruyun, etrafınızdaki insanlara iyilik edin, piçlik eden onun bunun evlatlarına da hak ettiği sözü söyleyin. Defalarca kez dedim, yine diyorum: Kötüye kötü demekle ağzınız kir-len-mez!

9 Kasım 2015 Pazartesi

Otobüs Gerginliği

Arkadaş anlam veremiyorum!!! 

Mesela bir insan neden dolmuşta 20 kere ossurur? Biliyoruz kim olduğunu da üstelik, yellene yellene gidiyor abi.


Bir başka mesela da neden bu insanlar arkaya ilerlemez. Tabii arkaya ilerlemeden kastım konserve balığa dönmeden, insanın özsaygısını fordlamalar ile kaybetmeyeceği bir ölçüde ilerleme. Ablam mel mel bakıyor camdan dışarı, dikilmiş ortaya. Ulan kör müsün, ulan sağır mısın?

Bir diğeri de çocuklu abla. ZORUNDA MIYIM? Sadece zorunda mıyım? Sana yol vermek, bebene kucak açmak, bizzat senin üzerime oturmanı sağlamak zorunda mıyım? Haddini bilemeyeceksen, çocuğuna o sınırları öğretemeyeceksen saat 08:50' deki 413'te ne işin var senin?



Çok fazla söylenmemeli, çok fazla eleştirmemeli insanları farkındayım. Ama bir lafım da çok fazla ilerleyene. Ablalar abiler, sen o otobüste insan gibi ulaşım için bir para verdin. Sen sadece o güvenli ve insani ulaşım hizmetini satın aldın. Kucak dansı satın almadın. Niye fırsat veriyorsun? Sen sınırını çizersen eninde sonunda o şerefsiz şöför parçası da doldurmayı kesecek insanları.

Şerefsiz şöför parçası demişken insanların bana sinirleneceğini şimdiden hissediyorum. "Onlar emekçi bık bık"... Eşeğe altın semer vursan eşek yine eşektir, o hıyarlar da birilerinden torpille belediyede kendine iş bulmuş bir eşektir. Bu kadar açık. Daha ne kadar derine inip de ebelerine küfredeyim?


Agresyon tepelerde, bulaşmayın.

30 Ekim 2015 Cuma

Gariplerin Budapeşte'si

İsterdim ki yurt dışına her çıkışımdan 3 ay öncesinden başlayarak her gün reklam yapayım. Her fırsatta "ay oraya gitmeyi iple çekiyorum, aman gitmeme 5 gün kaldı, oy dönünce ne yapacağım" şımarıklıkları yapayım istiyorum. Ama olmuyor.


Bu sefer gittiğimi videoya çekmek istemiştim, gidip tax free olayından adam gibi bir kamera alıp her şeyi göstermek istemiştim. Ama hiçbir şey planladığım gibi gitmedi.

Onun yerine bol bol hayattaki yerimi sorgulatan manasız hareketlere maruz kaldım. Her boş anım gasp edildi. Eşek gibi çalıştım, bol bol trip yedim. Bok gibi bir haftaydı anlayacağınız.

Şimdi ben bunun nesini videoya çekeyim de koyayım? Bunun nesini anlatayım insanlara? Bariz kötü geçen bir haftanın ardından hala kötü devam eden bir ortamdayım. Bunun nesini özendireyim?


Budapeşte' de gördüğüm yerler: Otel, Fuar yeri, Konser yeri, tekrar otel, bir heykel, bir köprü, bir kafe, ama hep otel.

Budapeşte' nin tek bir sokağını gördüm o da ilk gün fuar yerine yürüyerek gitmeyi seçtikleri için.

Dilerim ki ileride bir gün kendi planlarımı yapacak fırsatı yakalayacağım veya yaratacağım şekilde böyle yerlere gideyim. Birinin emir köpeği olmadan, birilerine hizmet etmek zorunda hissettirilmeden... Kalk deyince kalkıp, yat deyince yatma olmadan.

Çok feci bir ders aldım hem kendimle hem de etrafımdaki insanlar ile alakalı. Bunun dışında anlatacak hiçbir değerli anısı olmadı Budapeşte' nin.


15 Eylül 2015 Salı

Kafa Karışıklığı

Bundan bir zaman önce bir takım arkadaşlar ile gece gezmesine çıkmışız bu arkadaşlardan bir tanesinin doğum günü sebebiyle. Tabii o zaman yeni gelmişim el diyarından o yüzden çok fazla insanı tanımıyorum. Yanında gittiğim arkadaşları ise 2006' dan beri tanıyorum, yani üniversite yıllarından beri. 


Yeni yeni insanlarla tanışıyorsun, çoğunun adını daha ilk dakikadan unutuyorsun tabi. Normal bir şey zaten hayatımda bir daha görmedim %80' ini. Tanıştığım kızlardan bazıları bir acayipti. Dahil olmadıkları her muhabbeti baltalamak gibi bir gayeleri vardı. Ben de keko gibi "yeni arkadaş yapacağım heey" diye milletle iletişim içerisindeyim.

Kızın biri bozuldu. Tam olarak neye bozuldu hatırlamıyorum. Kendi hazımsızlığı... Döndü bana sen kimsin der gibi "Ben onları tam 2 yıldır tanıyorum" dedi arkadaşlarım için. Ben de "İyiymiş" dedim. Başka bir şey söylemedim. Sonra ısrarla kız "Sen nereden tanıyorsun, ne zamandır görüşüyorsunuz" dedi.

Ben arkadaşa baktım. "Cevap verebilirsin" der gibi bir baktı. Döndüm kıza dedim "Üniversiteden, 2006' dan beri". Kızın yanındakiler güldü. 


Ulan üstünden nereden baksan 5 ay geçti ben hala o kız neye bozuldu onu düşünüyorum... Niye bozmaya çalıştı. Bazı şeyler böyle çok takılıyor kafama. Özellikle karşıdaki direkt olarak neye bozulduğunu söylemezse...

Arkadaş edinmek için uğraştığımda "Çok uğraşıyorsun" oluyor. Kimseyi s*klemesem de bu sefer soğuk insan diyorlar. Sadece iki uç da değil, arasında davrandığımda, yani ölçülü bir tanıdık olduğumda da bunu bir şekilde yeterli bulamıyor bu ibneler... Ulan ne ayarsız insanlarsınız siz ben anlamıyorum sizi. 

11 Eylül 2015 Cuma

Genç Gösterme

En çok neyden çektin diye sor, beni 18 yaşında gören gavatlardan çektim, derim. 26 ve hatta yazıyla YİRMİ ALTI yaşında bir insanım ulan, daha bugün Starbucks' taki eleman bana "Küçük abla sen ne istersin?" diye sordu.


KÜÇÜK ABLA NE AMK?!!! O ne lan?! Yaşında göstermek için illa götünü çıkara çıkara 12 cm'lik metro altında satılan ayakkabılarla mı gezmem gerek lan hıyar? Senin o beni küçük gören gözlerinin pınarlarını s*keyim ben. Gavat.

Ulan en korktuğum da şöyle 35 yaşına falan geldiğimde pixie cut'lı yanık tenli fırıldak gözlere sahip karılarla bir anılmak olacak. Biri ne zaman küçük gösteriyorsun dese aklıma Pull and Bear' deki 1.40 boyundaki anoreksik, kara tenli, apaçi saçlı, millete "bana küçük gösteriyorsun de ulan" der gibi bakan ablalar geliyor. Ve bunlara diyorlar ya "küçük gösteriyorsun" diye. Onların da amk ben.


Genç menç göstermiyorsun abla, gayet 35,5 gösteriyorsun. Sen sadece içine büyümüşsün ama 18 yaşındaki bir kız gibi durmuyorsun boşuna heveslenme. Belli oluyor bir şekilde.

Anılmak istediğim insan türü bu değil lan! Yapmayın!! Götünüzü kestirmeyin.

11 Ağustos 2015 Salı

Özgür Sanatlar

Havaymetyormadır dizisindeki uyuz herif bir film yapmıştı geçen yıllarda. Kendi gibi uyuz bir filmdi. Ayrıntılara hiç gerek yok.

Filmin adı "Liberal Arts". Hatta ecnebiler genelde tam adı olarak "Liberal Arts and Sciences" olarak kullanır o fakülte adını ifade etmek için. Tam Türkçe' si Sosyal Bilimler Enstitüsü olarak geçer birçok okulda. 


Ben birazdan diğer tercüman arkadaşlara da soracağım, liberal arts denince akıllarına tam olarak gelen ifade nedir diye. Ama gayet eminim, liberal arts' ın Türkçe' deki karşılığının sosyal bilimler olduğuna. 

Türkçe' ye nasıl mı çevrilmiş? "Özgür Sanatlar". 


Hayır, acaba gerçekten amacı neydi bunu böyle çeviren kişinin. Tam olarak ne anlatmak istedi. Latincede artes liberales diye geçen bu tanım, özgür insanlara ait olan sanatlar olarak çevriliyormuş, yine burada özgür olan sanat değil ki.

Şimdi aklımda 3 soru var.

1) Bir sanat nasıl özgür olur?
2) Özgür olmayan sanatlar nelerdir?
3) Bu adam ne kadar maaş alıyor?

7 Ağustos 2015 Cuma

Hayırlı Cumalar?!

Kedimizin gelmesi ile beraber daha sosyal ortamlara akmaya başladım. Apartmanın whatsapp grubuna katılma şansızlığına yakalandım. Allah kahretmesin! Yok böyle bir muhabbet. Sürekli sessizde o grup, ama arada bir kedi için bir şey yazmaya giriyorum, beynim eriyor. 


Ne kadar 50 yaş üzeri "paylaşalım acil" konulu yalan dolan haber varsa, ne kadar din iman allah içerikli gereksiz yazı varsa, aralarında yarış varmışçasına paylaşıyorlar!!! Günde en az 10 tane böyle mesaj geliyor ulan. Ve bu sadece bir gruptan geliyor. Bireysel olarak atanları hiç saymıyorum. 

Hadi, tüm bu saçma sapan mesaj çöplüğünü geçtim, bir de her hafta cuma günü çekilmez bir çile var. Birisi bir başlıyor "Hayırlı cumalar" diye, otuz tane mesaj "Hıyırlı cımılır hıyırlı cımılır"... Azalarak bitin ulan. Her hafta aynı muhabbet baştan sona hiç çekilir değil.


Son olarak da bunu bireysel olarak yapanlar var. Adamlarla tek muhabbetimiz o cumanın ne kadar hayırlı olması gerektiği ile alakalı. Her hafta bir tek bunu yazışıyoruz. Valla birisi uzaktan okusa bunlar birbirlerine şifreli bir şekilde haber taşıyor der. Resmen hayatta kaldığımızı "hayırlı cumalar" ile kanıtlıyoruz. Tek bir vatsap sohbetim bile var sadece Hayırlı Cumalar' dan yazılan.

29 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Facia İş Görüşmesi

Geçen aylarda bir iş ilanına başvurmuştum Linkedin' den. Başvurduğumu bile unuttuğum bir anda aradılar beni. Ben o sırada Malatya' daydım, koşturuyordum ona buna. Görüşelim dediler, kabul ettim. İleri bir tarih için Skype üzerinden mülakat için sözleştik.


Görüştüğüm kadın, Harvard mezunu imiş. Dedim sonunda derdimi anlatabileceğim birisi! Kadın nerede okuduğumu ne yaptığımı sordu epey ilgi gösterdi. İnanır mısınız, kadın anladı!!! Amerika' da ne okuduğumu anladı!!! Benim için paha biçilmez bir andı. Zira görüştüğüm tüm hırdolar "ehe ehe naptın Amerika' da dil mi okudun" diyor gözümün içine baka baka. Orospu çocukluğu çeşit çeşit.

Daha sonra ikinci görüşmeyi yapmak istediğini söyledi. Mümkünse yüz yüze görüşmemizi, ortağı ile tanışmam gerektiğini söyledi. Ben de ayarlayıp gittim İstanbul' a. Kadın bana telefonda dedi ki "Ortağım çok uzaklardan gelecek sırf seninle görüşmek için". Ben de salak gibi hevesleniyorum. Bir gün öncesinde bütün gün sözlü tercüme yaptığım için sesim kısılmıştı, yorgundum ama yine de bomba gibiydim. 


Kapılarını çaldım bir kadın açtı. Suratıma anlamsız anlamsız baktı. "Buyrun?" dedi. Dedim "Burcu Hanımla görüşmem var saat 12' de"Saat tam 12. İçeri girdim. Ama kadın hala soran gözlerle bakıyor. Böyle bir beğenmemişlik var suratında, tarifi mümkün değil. Burcu Hanım ile selamlaştık. Kadın hala bakmakta. 

"Siz bakıcılık ilanına mı gelmiştiniz?" dedi.



Burcu' nun surat pert "Ohoho yook o şirket için geldi" falan diyor. 

Kadının bariz amacı, beni gördüğü dakikadan itibaren beni bozmak. Burası belli.

Döndüm kadına "Fiyatta anlaşırsak o da olur" dedim işi espriye vurup. Burcu EHEHEHEHE diye güldü. Ortağıymış işte bu kadın. Geçtim oturdum.

Bu kadın geçti karşıma, bütün bir görüşme boyunca cevabını bildiği ne kadar olumsuz soru varsa sordu. Karı Ankara' dan beni ayağına çağırmış, İstanbul' da yaşamadığımı biliyor geçmiş bana "İstanbul' u biliyor musun?" diyor (iş şehir içerisinde lokasyonlar ile alakalı bir işti bu manada soruyor yani). 

Kadın, benimle mülakat yapmak için çok uzaklardan gelen ve sadece ama sadece benim için o gün ofise gelen kadın, beni bakıcı etti, benden hiç haberi yokmuş gibi elinde bir CV çıktım duvardan duvara vurdu beni.

Orospu çocukluğu çeşit çeşit demiştim.



Ben hala Burcu beni anladı, bana iş verecek modundayım. Burcu çünkü "Sana şurdan ev tutarız, ev arkadaşı buluruz, ilk ay şunu yaparsın" falan diye konuşuyor. Aynı günün akşamına o ofisten bir telefon geldi. 

Böyle sevinçli, olumlu bir tonla "Olga Hanıııım" dedi bu karının sesi. Olga Hanımı işe alacak belli. Bana duyuruyor orospu. Yanlış numara, dedim. Hala kim olduğumu söylememi bekliyor. Yüzüne kapattım.

Üç gün içinde mail geldi "Biz eleman alımı yapmamaya karar verdik" diye. Siksinler sizin işinizi de Harvard'ınızı da, Olga'nızı da, İstanbul' unuzu da.

19 Haziran 2015 Cuma

Damat Halayı

Arkadaş, şikayet etmem gereken bir durum var. Eminim çoğunuz bundan şikayetçisinizdir: Damat Halayı!


Göçmenlerin çektiği bir halay imiş, Trakya çevresinde pek meşhurmuş. Olabilir. Her yörenin kendine ait bir halayı illa ki olur.

Ama amk sen Çorumlusun. Sen Mutlusun. Sen Diyarbakırlısın. Sen Sivaslısın. Sen niye bu halayı çekiyorsun?


Hayır bir de çekemiyorsun, zaten esas mesele o. Hani bilsen de oynasan biz de güzel güzel izlesek. Ama yok sen ritim bile tutamıyorsun ki, neden halay başı oluyorsun? Tamam özenmişsin, hareketleri öğren bari.

En son Malatya' daki o düğünde gördüm. Adam ve ailesi Malatya' nın bir köşesinden gelmiş. Eğer bir Malatyalı isen çekebileceğin dehşet halaylar var: Üç ayak, tezleme, delilo, lorke. Tezlemeyi al yürüsün zaten...


Geçmiş bana damat halayı çekiyor. Ve hatta çekemiyor. Sonra da "aaay, çektiğim sıkıcı halaydııı" niye acaba?

Ve lütfen lütfen lütfen çocukları pistten alalım.


9 Nisan 2015 Perşembe

Twitter Fenomenliği İsim Rehberi

Son zamanlarda Twitter' da süregelen bir durumu fark ettim. Aslında çok önceden beri var olan bir durumdu. Ama yeni dikkatimi çekti ne yalan söyleyeyim. Önceden umuruma bile değildi.


Efendim neymiş o durum diyeceksiniz. "Fenomen" isimleri. Ya da fenomen olmaya çalışan insan isimleri. Aynı İstanbullu rock grubu isimleri gibi, bu isimlerde de bir acayiplik var. Ben de üşenmedim, oturdum ve size bu isimlerin bir analizini yaptım. Afiyet olsun.

İlk önce kadın ve erkekleri ayırmam gerekiyor. Sonunda hepsi aynı kapıya çıkacak gerçi. Kadınlardan başlayalım.


1. Kadınsan "hanım, prenses, miss, matmazel ve hatta mademoiselle gibi kelimeleri kullanacaksın. Ama mesela "bilmem ne hanım" değil "bilmem neyin hanımı" diyeceksin. Güdüllü Prensesi gibi. Gönüllerin Leydisi gibi. Ne bileyim, Kitaplığın Hanımı gibi.

2. Üstte verdiğim örneklere dayanarak, eğer ikinci kelimeniz yabancı çağrışımlı ise ilk kelimeniz mutlaka bir köy veya kasaba ismi olmalı. İkinci kelime ne kadar batılı ise ilk kelime o kadar doğulu olmalı. Ya da tam tersi. Bağcılar Leydisi, Zonguldak Ereğlisi Matmazeli, Kızılcahamam Prensesi, Çekoslovakya Teyzesi, bu şekilde yani.

3. Çok garip bir şekilde kadınlar "paçoz, yelloz, yosma" gibi kelimeleri de kullanmaktalar. Acayip...


Gelelim erkeklere:

1. Kadınlar için olan ilk iki kural geçerli burada da. "Bey, beyzade, paşa, efendi, paşazade" gibi kelimeler çok kullanılmakta. Ama işte kadınlardaki gibi bu sefer Güdüllü Monşeri, Kuala Lumpur Paşazadesi gibi kullanacaksınız.

2. Soyadını olduğu gibi kullanan ama ilk ismini yabancı ellerden seçen erkekler de mevcut. Jonathan Mıngıllıoğlu gibi (öyle biri yok, varsa da bilmiyorum). Ricardo Öztürk gibi. Tabii bunun tam tersi de olabilir. Adını olduğu gibi yazıp soyadını değişen olabilir. Ama bu soyadı bu sefer hoşlandığı film karakterlerinin isimleri olabilir. Selahattin Durden gibi.


3. Erkeklerde uydurma kelime uydurup kendine isim olarak seçenler de mevcut bildiğiniz gibi. Asgande Tusgandi gibi isimler uyduracaksın. Biraz halka yaklaştırmak için sonuna başına bey, bay bir şeyler yerleştir işte.

4. Erkeklerde bir de kendi çaplarında esprili şakalı isim adaptasyonlar da çok gidiyor bu sıralar. Marco Paşazade Sezai de mesela. Kül Tigin Recai mesela. İbrahim A. Dumas, Sigmund Necmettin Tüzelkişilik, yardır gitsin, sınırı mı var bunların?


Tüm bunları yaptığınızda insanlar direkt olarak sizin fenomen olabileceğinizi düşünüp takibe alıyor. Tavsiye.


2 Nisan 2015 Perşembe

İş Arama Çıkmazı

Daraldım.

Türkiye' ye gelirken iş arama ve bulma konusunda çok fazla bir umudum olduğunu söyleyemem. Ama öküz gibi bir üniversiteden hayvan gibi bir ortalamanın bana yardımcı olacağını da düşünmedim diyemem tabii. Gerçi Türk işveren nereden anlar orası da var. Neyse işte.

Hayatında her şeyi doğru yaptığına inandığı için başına iyi şeyler gelmesini bekleyen küstah insanlardan değilim, olmamaya da özen gösteriyorum. O yüzden gelir gelmez güllük gülistanlık bir ortama gireceğimi, iş görüşmesinin birinden çıkıp öbürüne koşacağımı da düşünmedim. 

Ama beklediğim bir şey vardı: İnsan yerine konup bir cevap almak.

Şöyle ki bir yere başvuruyorsun, maillerinin ellerine geçmeme gibi o mailin okunmama gibi bir ihtimali de yok açıkçası. Mail denilen şey kaybolmaz sonuçta. Hele ki iş bulma sitelerinde zaten kimin özgeçmişine baktığı kabak gibi çıkıyor. Tüm bunları biliyoruz. Bu karşıdaki adam beni biliyor, bundan eminiz. 

Kaç tane işe başvurdum, geri dönen kişilerin sayısı iki elin parmağını geçmez. Ulan en azından bir yanıt verin. İşe başvuruyorum, araya gidip hatırlatması için adam sokuyorum. Adam götüne takıp bir cevap bile yazmıyor lan. Niye yani.

Adam o kadar süper ki seni muhataba almıyor. Sen kimsin ki göt, diyor resmen. İnanır mısınız kendimden şüphelenmeye başladım artık ben kötü bir eğitime veya deneyime mi sahibim diye. Bir de araya soktuğum insanlara konuşuyorlar hakkımda. Hani bilmesem hiç adımın bile geçmediğini, diyeceğim ki onca başvuran arasından kaybettiler. Ama iş öyle değil. Birileri bakıyor ve direkt olarak önümü kesiyor.


Ne olursa olsun tüm o başvurduğum şirketlerdeki baştan aşağı tüm çalışanları s*kip atacak niteliklere sahip olduğuma inancımı sarsmak istemiyorum. Beğenmeyen kendi kaybeder... İşleri kendilerinin olsun. İlla ki kafamın uyuşacağı, başarılı insanların olduğu bir ortamda iş bulacağım. Çünkü Türkiye' de az da olsa böyle insanların olduğuna inanıyorum.


18 Mart 2015 Çarşamba

Kocamın Ailesi Felaketi

İşsizliğimden mütevellit yine televizyon başlarında harcamaktayım beyin hücrelerimi. O kadar acayip şeyler varmış ki bir yıldır uzak kaldığım. Ayak uydurmada zorlanmıyor değilim. Ama olsun, uğraşıyorum! 


Geçen size Karagül' ün ne kadar başarılı bir dizi olduğundan bahsetmiştim, hatırlarsanız. Tabii çoğunuz okumadınız bile (istatistikler yalan söylemez) ama olsun. İçimde kalmasın. Bu blogun amacı zaten içimde bir şeyin kalmaması. Bu sefer yazacağım yazı bir diziyi övmek için değil, yerden yere vurmak için. Bunu beklediğinizin farkındaydım!


Fox TV' nin başarısız yapımlar kuşağında Kocamın Ailesi diye bir diziye denk geldim birkaç hafta önce. Zaten internetten araştırdığınız zaman pek olaylı bir prodüksiyon olayı olduğu ortaya çıkıyor. Neyse işte.


Bir apartman dolusu vıcık vıcık bir aile. 40'lı yaşlarında ama hala annesinin koynunda yatan vasıfsız bir amca. Etrafında nefes alıp veren her şeye hakaret etmeyi kendine hak gören bir babaanne. Karanlık işler çeviren bir yenge. Bir iskele babası. Kıymet bilmez ve de evlatlarını harcamayı seven bir anne. Yetersiz bir abla. Tek ayak üstünde kırk yalan söyleyebilen iki adet genç kız. Ve 5 yaşında gördüğü her şeyi taklit eden şımarık ötesi bir kız çocuğu. 


Bu apartmanda yaşayan bazı diğer insanlar da var. Sürekli didiştikleri ve karşı komşuları olan bir kadın. Onun odun oğlu ve kabız arkadaşı. Üst katta yaşayan iki doktor. Birisi esas kız. Bütün aile bu vasıflı kızdan nefret ediyor. 

Ve bir de esas oğlan var. Demiş miydim o da vasıfsız diye. Kan çekmiş. Ecinniye benziyor bir de töbe bismillah...

Bu aile zamanında pazarda bir oğullarını kaybediyorlar. Ve apartmanda yaşayan bu esas oğlan, aslında bu ailenin evladı. Olay bu. Vıcık vıcık Türk hikayesi.

Esas kız, elemana ailesini bulmasında ve bir takım başka şeylerde yardımcı oluyor. Ama aile her dakika kıza laf sokuyor. Dizide tek düzgün insan olan o esas kız. Ve bütün aile apartmanı kızdan nefffffreet ediyor.


Hanımlar beyler, tarifi mümkün değil. Resmen itin götüne sokuyorlar bu kızı. Söylemedikleri laf kalmıyor. O kadar aşağılık şeyler ki. Yenilir yutulur şeyler değil. Bu kadar hakareti o tarz programlarında bile göremezsiniz. O derece.

Daha kötüsü, tüm bu hakaret ve aşağılamaların ardında çalan mutlu ailevi şarkılar (kanunlu klarnetli). Hani "bak nasıl da didişiyorlar, ay ne kadar sevimliler ahaha kıza orospu dedi yaa canım babaanne" gibi bir durum çıkıyor izlerken. Bunu normalmiş gibi nasıl gösteriyorlar anlayamıyorum. Bu vıcık vıcık her boka maydanoz olan aileyi nasıl sevdirmeye kalkıyorlar? Nasıl bu insanları her hafta millete yediriyorlar?


Sürekli yalan söyleyen, her işi yanına kalan kızları nasıl pazarlıyorlar? Babaya nasıl yalan söylenir 101 dersini nasıl veriyorlar? Komşuya her fırsatta nasıl hakaret edilir nasıl gösteriyorlar? Çocuk nasıl yetiştirilmezi millete nasıl satıyorlar? 

Uzun zamandır bu kadar iğrenç bir aile dizisi izlememiştim. Siz de izlemeyin.

P.S: Dizide esas kız değişikliğine gidildiğini biliyorum ve zerre ilgilenmiyorum.

30 Kasım 2014 Pazar

Kötünün Kötüsü

Herhalde en kötü oda arkadaşım, şuan odada bulunan olsa gerek. Yarmagül gibi bir kız olmasının yanında aşırı derecede pasaklı olması, bazı arkadaşların dediği ve ciddi olarak katıldığım o "götünü attıra attıra yürümesi", sürekli tepeden bakması, sürekli benden rahatsız olmuşçasına bir ifade ile etrafta gezinmesi, sanki odadaki iğrenç varlık benmişim gibi triplere girmesi... Offff of.. Say say bitmiyor.

Bir de karı sürekli temizmiş gibi tribe girmiyor mu? Etrafta insanlara karşı sürekli bir temizlik muhabbeti, sürekli bir örnek insan ifadesi. 


Bir kere odaya bir kağıt geldi "Lütfen odanızda bulaşık tutmayınız" diye. Ben de kağıdı alıp kızın dağ gibi biriktirdiği bulaşıkların üzerine koydum. Kız kağıdı bulaşıkların altına koydu. Öyle duruyor kağıt bir aydır bulaşıkların altında. 

Kız odaya kustu, onun üzerine çamaşır suyunu döktü ve havalandırmadan bastı gitti, ölüyordum o iğrençlikten az daha o gün. 


Bir kere bile odayı süpürmedi, bir kere bile çöpü dışarı çıkarmadı. En başından uyardım ben onu, ilk geldiği günlerde. Bu çöp çıkacak bu oda her hafta süpürülecek diye. Tın... Yatak toplamak hak getire zaten. Bütün kıyafetleri dağ gibi yığılı sandalyesinde. İçki şişeleri, bulaşıklar, çer çöp... 

Bir de tuvalette makyajını yapıyor, gören der kaçak kat çıkmış, inşaat alanı gibi ortalık. O bronzerlar, o pudralar, bu sefer de tuvaleti bok götürtüyor.

Bir de sürekli uyuyor. Ben kendimi çok uyuyorum diye sıkıyorum, yoook bundan sonra tövbeler tövbesi. Ben çok uyumuyorum arkadaş! Kız gece saat 12' de uyuyor, sabah 9' a kadar. Sonra okuldan geliyor 2' de ve akşam 7' ye kadar tekrar uyuyor. O 2 ile 7 arası saatte ben odadayken perdeleri kapatıyor, benden ses çıkınca da oflayıp pofluyor. Lambayı açında bir hışım götünü dönüp yorganını kafasına falan çekiyor. Hele bir de ben odadayken kendi dışarı çıkacağı zaman lambayı kapatmasına ve odayı kilitlemesi var ki hiçbir anlam veremiyorum zaten.

Bir ay kaldı. Son bir ay.