ondan bundan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ondan bundan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2015 Salı

Ondan Bundan Vol.14

Allahım ne kadar mutluyum anlatamam. Artık başımda "ne zaman gerçek bir işe gireceksin" diyen dallama kalmadı!!! Tercümanlığı işten saymayıp, sadece sabahın köründe o trafikte milletin ağız kokusunu çekmenin tam bir iş olabileceğini düşünen akraba ve arkadaşlarımı memnun edebilmenin dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum! Herkesin içi rahat edebilir artık, benim de diğerleri gibi kafam beynim s*kilmeye başlandı.

Sabahları işe giderken hiçbir sorun yok. Herkes sakin. Ama o dönüşler? O ne lan?? Ben hayatımda bu kadar görgüsüz insanı bir arada görmedim. Dün bir adam, otobüste muavin parayı vermediğini söyleyince esas bindiği durağın iki öncesini söyledi. "Ben şurda bindim, o zaman ödedim" dedi. Herkesin gözünün içine baka baka yalan söyledi lan! Sonra da belerte belerte gözlerini bize bakıyor, niye bakıyoruz diye. Ulan gavat!!!


Bir de bana hala mantıksız gelen bütün günü masa başında öldürmek. Eeee iş bu demeyin amk kafanızı kırarım. Siz iş görmemişsiniz! İş dediğin gelir, yaparsın vakitlice ve biter! Burda bütün gün oturup ne yaptığımı bilmiyorum lan. Bu bariz iş değil. Bana "seninki iş mi evde çalışıyorsun" diyen bariz HERKES iş nedir bilmiyormuş bunu da öğrenmiş oldum.

Sana gelsin Cuma akşamından pazartesi sabahına kadar yetişmesi gereken 40 sayfa çeviri, ben o zaman göreyim senin işini... Gavat.


Çok gavat dedim, ama hak ettiler.

Patronlar benim dinlediğim müziği ve bu müziğin herhangi bir konserini nasıl aşağılıyorlar anlatamam. Ama "tuzlayayım da kokma" denir ya. Kendi çalıştığı sanatçılar daha kafa s*ken cinsten. Ağabeyimin dediği gibi "Beyin s*kmenin adı müzik olmuş." Aman işte Beyaz Türkler ve entel dantel bok gibi sanatçıları... 

İşte bu yüzdendir ki günün geri kalanında METAAAAL diye gezer oldum. Aşağıda bana katılabilirsiniz:

3 Temmuz 2015 Cuma

Ondan Bundan Vol.13

* Türkiye' de yaşayıp herhangi bir güncel konu ile alakadar olmamak çok zor amk. İlgilenmiyorum diyebilmek büyük lüks. Zira bunu söylediğin zaman gördüğün muamele direkt şu:


Amk köylüsü, ille seninle aynı şeylere mi odaklanmak zorundayım ben? Ve hatta:



* Geçen hafta plaza Melislerinin yuvalarından biri olan EY' ye gittim (ama birlikte gittiğim kişi ısrarla İVAY İVAY deyip duruyordu "e-ye" işte ulen). Allah kahretsin, evlerine ateşler yağdırsın ulan onların. Böyle insan mı olur? Adam Türkçe konuşamıyor ya. Clear edebilmek diyor. Are you gavat, are you kıro? Clear edebilmek ne lan?


Ben de adamla taşak geçmek için, tercümanlığını yaptığım kişiye clear edebilmenin tercümesini yaptım. Lafın sahibi adam mal mal suratıma baktı.

* Pek iyi bir ay değildi genel olarak bakacak olursan. Dolandırıldım, ofislere çağrılıp (ivay değil) orada reddedildim, ODTÜ işim 6 ay sekteye uğradı. Kaldım yine işsiz. Sıkıldım ulen bu durumdan.

*Dolandırılma hikayesini de bir sonuca varıldığı zaman oturup yazacağım burada.

19 Nisan 2015 Pazar

Ondan Bundan Vol.12

Vay anasını, bu yazının 12.' sini yazdığıma inanamıyorum! O kadar oldu mu yahu? Valla olmuş işte.


* Sıfırı tükettim arkadaşlar. Her yönden üstelik, sadece parasal anlamda da değil. Param bitti, izleyecek filmlerim bitti, bu ay sonunda muhtemelen Spotify hesabımı da yenileyemeyeceğim. Tıkandım her açıdan. Yapılacaklar listemi açıyorum, bomboş! Hiçbir şey koyamıyorum içine resmen. Geçen Kolombiyana mesaj attı "ee ne zaman gidiyoruz Los Angeles' a birlikte" diyor. Kıza diyemedim benim dolmuşa binecek kadar bile param kalmadı diye. Kızılay' a gidemiyorum ben amk.


* Bu arada Atılım' dan arkadaşlarımız Mert Kağan Ekinci ve Onur Orhun Bozkurt hepimizin hayali olan tercüme bürosunu açabilme cesaretini gösterdiler. Çok büyük bir tebriği hak ettiler. Başarılı insanların işlerini büyütmeleri gibi güzel bir şey daha yok ya. Darısı başımıza.


* Spotify Kanada listeleri bir harika dostum. Great Lake Swimmers tarzı şarkılara hastaysanız siz de kesinlikle tavsiye ederim.

* Facebook' ta sağ alt köşede, zaten ekli olduğunu düşündüğüm sevgili "arkadaşlarım"ın esasında ekli olmadığını ve önerilenler olarak yerini aldığını görüyorum. Helal size. Cansınız.


* Bu aralar sıkıntılı. Ama ayın 5 şarkısı mükemmel olacak işte tam da bu yüzden. Son olarak kendimi hareketlendirmek veya en azından kalkıp bir iş yapmak için hareketli şarkılara sardığımı belirteyim. Uzun zamandır dinlemediğim kadar folk metal şarkıları dinliyorum yine. Bünyeye iyi geliyor.

Bu kadar yeter bu seferlik.

29 Eylül 2014 Pazartesi

Ondan Bundan Vol.10

Bu ay için blog ile alakalı bir çok dahiyane fikrim vardı. Ama mucizevi bir şey oldu ve inanılmaz hareketli bir sosyal hayatım oldu (en azından benim için). O yüzden blog nanay...

Bu ay yurttan bir sürü insan ayrıldı. Bildiğin yaprak dökümü... Emily gitti, Kolombiyalı gitti, Cihan gitti (adam bir anda "ben gidiyorum" dedi ve gitti la), oda arkadaşım gitti, gitti de gitti.

İki hafta boyunca yurtta gık çıkmıyordu. Ama işin eğlencesi burada zaten. İki hafta tatilimiz vardı. Gezmenin tozmanın, yemenin içmenin bokunu çıkardık ufak bir kadro olarak. 

Yaprak dökümü diyorum ya, burası Los Angeles, burada kış olmuyor beybi. Eğer yaprak döküyorsa bir ağaç öbür hafta tekrar çiçek açıyor. Bunu unutmamak gerek. Bir sürü insan gitti ama yerine yenileri geldi. Malumunuz çoğu insan refleks midir nedir, sonbaharda okula başlama eğiliminde. Şuan inanır mısın, yurt, tıklım tıkış dolu! Resmen bu haftasonu, Hillside' da gördüğüm en büyük kalabalığı gördüm.

Yeni gelenler gene aynı dengede, bol bol Brezilyalı (nahlet), Türk (meh), İspanyol (yeni oda arkadaşı), İtalyan, Japon. Enteresan olarak bir tane Hintli bir kız var. Ben en başta kızı asosyal ve inek bir tip olarak bekliyordum ama kız bomba bir şey çıktı. Yeni gelen herkes eğlenceli.

Tabii bunlar cicim ayları, iki hafta sonra görürüm kankalıklarını. Ama dediğimiz her şeye evet diyorlar. Şuraya gidiyoruz diyosun peşinden geliyorlar. Bunu yiyeceğiz diyorsun onu yiyorlar. Hanımağalığın tadını çıkarmaktayım.



Üstüne bir de çeviri geldi. Oh mis. Üç aydır gelmiyordu çeviri, malumunuz yaz... Ölü mevsim bizim için.

Bir de ikidir, oturma odasında yayılan yabancıları görüyoruz. Adam gelmiş dayamış eşyasını masalara koltuklara bildiğin götünü devirmiş yatıyor! Kimsin, nasıl geldin? Kem, küm. Hayır, bir de bunlar yakaladıklarımız. Nereden bu cesareti almışlar, kim demiş, gidin oraya serin postu diye bilemiyoruz. İz üstündeyiz ama.

Son olarak da Lily (eski oda arkadaşım -çılgın-) aradı bugün, yerleşmiş Irvine' e. Gelecekmiş önümüzdeki hafta araba kiralayıp. Parti o zaman başlar... Beybi.

Kolay gelsin beybililer... (Beybiliboy karikatürünü aradım aşağıdaki şey çıktı.)


3 Eylül 2014 Çarşamba

Ondan Bundan Vol.9

Şu yazıyı buldum derinlerde bir yerlerde. Nasıl gözümden kaçmış acaba? Eski biraz.

* Daha demin çevirdiğim şeye şok geçirdim. Bu hem İngilizce hem Türkçe gazetelere ilan veren şirketlerin nasıl işe alım yaptığına dair. İlk önce ilan veriliyor, sonra CV' ler toplanıyor. İlk elemeden sonra mülakata başlanıyor ve en son da yazılı sınav ile son karara varılıyor. Çok basit ve hilesiz duruyor değil mi? Esasında neler oluyormuş? Bir iş için reklam verince yüzlerce başvuru alıyorlar. İşe alım yapılacak bölümdeki adam yüzlerce adamın CV' sini okumak istemediğinden bunları çalışanlarına dağıtıyor. Çalışanlar kendilerine rakip gördükleri en iyi CV' leri saklıyorlar. Ortalama CV' ler İK bölümüne gönderiliyor. İK bölümü o arada kendi tanıdığı adamın CV' sini bu dosyaya ekliyor ve bir mülakat düzenleniyor. Mülakatta bu adamlara iltimas geçiliyor. En son yazılı sınav var ve bu sınav soruları işe alım yapılacak bölüm ile alakası olmayan İK bölümü tarafından basitçe hazırlanıyor. En sonunda kendi istediği adamı işe sokmuş oluyor. Hadi bunu da açıkla Hürriyet İK! Bütün hayat enerjim çekildi amk...




* Büşra' nın lisedeki halini hatırladım birden. Ufak sırt çantasını, at kuyruğunun her daim ne kadar süper durduğunu, kollarını kavuşturup yavaş yavaş yürümesini, kalemlerini, şiirlerini, mektuplarını... Hala saklarım onları.


* İnsanın kendi sınırlarını bilmesi iyi güzel de etrafındakilerin sürekli onu zorlamaya çalışması kötü. Bir şey biliyoruz da söylüyoruz. Yok ille kendisi test edecek, onaylayacak. Gerizekalı.




* Geçen dönem, Hukuk hocam çok güzel bir şey söylemişti. Dünyada yapılan bazı işler var hani insanlar "Ama o da yaptı" diye savunabiliyor ya. Neyin mazeret neyin hak olduğu ile alakalı bir konuşmaydı onunki. İnsanlar karıştırıyor. Kendine hak görüyor ya bazı şeyleri (bkz. polislerin at gibi davranması), aradaki farkı anlayabilmek çok önemli o yüzden. Kendini savunmak için mazeret üretmek ile neyin hakkın olduğu kıyaslaması. Melih Gökçek mazeret sunuyor sürekli mesela. Mansur Yavaş hakkını savunuyor. Anladınız aradaki farklı. Memleketimizde mazeret sunarak kendini haklı çıkaracağını sanan dalyaraklar çok ne yazık ki. Haklı olan adam her şekilde haklıdır. Mazeretler seni haklı çıkarmaz. Sadece kendini kandırırsın. İnsanları oyalarsın. Sonuç olarak iki şey var: Mazeret ve hak. Hangisinin ardında durduğunu iyi bilmeli insan.




22 Ağustos 2014 Cuma

Ondan Bundan Vol.8

Bahsetmek istediğim iki mesele var. İlki doğum günüm! 25 oldum uleyn! Benim için bir ilk ise üç kere mum üflemem oldu. Birisi Skype' tan! Annemler almış pastayı, ben burdan üfledim abim oradan destekle söndürdü =) İkincisi Cihan sağolsun cupcake'lerden oluşan kocaman bir tepsi ile geldi öğlen yemeğinde. Pek de güzel oldu. Üçüncüsü de akşam Hillside' daki arkadaşlar sağolsunlar hazırlamışlar bir pasta, o oldu. Bir de hediyem var ki sormayın gitsin! 

Ayrıca bir de Emperor plağı. Onu nereden bulmuşlar hala bir fikrim yok.

Ertesi gün turne hocam da iki tane plak hediye etti. Direkt doğum günüm için değil, öylesine... Hatta Slayer plağı kırmızı çıktı. 500 tane üretmişler. Instagram' da var onun resmi.

Bugün de Village Records' a gittik. Bilmeyenler için söyleyeyim. Village Records ya da kısaca The Village, 60'lardan beri en bilindik stüdyolardan birisidir. Bu stüdyoyu kullanmayan kimse yok diye biliyorum ben. Zaten içeri bir giriyorsun, her yer ödül, her metrekarede bir hatıra. Yok böyle bir olay.

Ama enteresan olan şey binanın dışı idi. Çünkü, bildiğin izbe sayılacak bir sokakta, köşede, içi boşaltılmış gibi duran bir bina var. Binanın dışında hiçbir hareket yok. Kapısına el ilanları sıkıştırmışlar. Buraya sanatçıların geldiğini anlamanın imkanı yok! Ama binanın yan tarafına geçiyorsun, ufak bir kapısı var. Şu şekilde:


Sonra içeri bir giriyorsun! Pir giriyorsun! Yok böyle bir stüdyo. Mükemmel ötesi. O döşemeler, o akustik! Yok böyle bir tasarım ya. Her santimetre kareyi özene bözene tasarlamışlar. Vokal odasına 2 milyon dolar ödemişler diyorlar. Sorduk oradaki çalışan elemana. "Fiyatını bilemem ama epey vakit aldı orayı yapmak" dedi.


Bu da dersimizin geçtiği kontrol odası. Öyle huzur dolu bir ortamdı ki çıkmak istemedik üç saatin sonunda. Diğer taraflarda da resim çektim ama hepsini koymak istemedim. Piyanoyu ayrı bir odaya koymuşlar, orkestra ile sesler karışmasın diye. Vokal odası zaten bombaydı. Eko için de oda yapmışlar, eğer seslerin biraz daha eko yapmasını istiyorlarsa bu odanın kapısını açıyorlar, ille içeride kayıt yapmalarına gerek de yok. O içerideki halılar! Milyarlar eder o halılar. Odanın her bir bölümünden (ki üç oda bir salon, salon salomanje diyeyim) farklı bir ses geliyor. 

Mükemmeldi kısacası. Bahsetmeden duramazdım. Haftasonu da San Francisco' ya gidiyoruz. Bu sefer kesin! Onu da geldiğim zaman fotoğraflarla anlatırım. 

5 Mart 2014 Çarşamba

Ondan Bundan Vol.7

* Biz niye Faun dinlemeyi bırakmışız? Adamlar 2013'te harika ötesi bir albüm yapmış mesela oradan geri dönebilirsiniz. Yüzde yüz tavsiye.

* Bir ara götten bacak şarkıcılar için "Saygı göstermek zorundasıaaan" diyen yer elmaları vardı Türkiye' de ne oldu onlara hala devam mı? Saygının zorla gösterilmesi gereken bir şey olduğunu düşünen dürzülerdi kendileri... Demokrasinin evde başlamamasından hep bunlar. Aynı adamlar evlenmek için okulu da bırakırlar genelde. Bak aklıma geldi vıcık vıcık sesleriyle "saaaygııı" diyen kabile ergeni. Tövbe yarabbii...

* Ben para unuturum her yerde. Dün yine bi köşede para buldum. Hemideee 200 dolar. Bu gidişle üç yıl içerisinde benim de bi köşede 30 milyon avro falan bulmam olasıdır yani. Anneme babama söyledim param varmış benim la diye sevindiler garipler.


* Yeni Polaroid makina aldım kendime ucuzundan. Bol bol resim çekmek için. Gene de çekemiyorum hacı hiçbir şey resmi çekilecek kadar önemli gelmiyor. Ya da ben çekeyim diyene kadar an bozuluyor sinir oluyorum. Şimdiye kadar sadece denemek için çektiğim üç resim var elimde. Güzel bir şeyler çekersem buraya da koyarım.

* Tamamen yerleştim artık. Taşınmalar bitti ya bi rahatladım tarifi mümkün değil. Eşyalarımı sonunda valizden çıkardım. Bütün eşyaları tekrar taşımak ve şu bahsini ettiğim nahlet merdivenlerden çıkarmak epey yordu ama olsun.

* Burada saçıma yaptığım maşalar tutmuyor kardeşler. Öyle çok nem de yok, anlamadım. Maşadan olsa gerek, belki yeterli elektrik çevirtemiyordur adaptörüm. Yenisini de almak istemiyorum. Benim de derdim bu ne yapalım artık... Bu arada sonunda bir kuaföre gidebileceğim bu haftasonu yalan olmazsa.

* Fark ettiyseniz sağ üst köşede önerdiğim filmler var. Aslında 3' ten fazla tutmayacağım, ama henüz insanlar görmemiş olabileceğinden şimdilik 4 tane tuttum. İzleyin onları. Ayrıca sol üstteki anketleri de oylayın lütfen o kadar hazırlıyoruz yani... Atar yaptırmayın bana onca kilometre uzaktan!



4 Ağustos 2013 Pazar

Ondan Bundan Vol.5

* Dünyanın en kötü kuaförüne gitmekteyiz. Kuaför demeye bin şahit ister. Sapa bir yerde, tornacı bozması bir dükkan. Yazın sıcak, kışın soğuk. Ağır bir boya kokusu nedense, çıkmamış kalmış bir yerlerde. Üç tane masa var müşteriler için. İki koltuk da oturmalık. Tek bir kuaför - Ali Abi dünyanın en huysuz insanı. Boya dersin boyamaz, şöyle yap dersin gider aksini yapar. Ne adam gibi bi saç yapar ne bir şey. Tek dediği "Kesiyim mi" o da kesebildiğinden değil yani. Ne hoşsohbet ne bir şey. Dükkanda okuyacak bir dergi bile yok. Sadece Ali abinin kendi kadar huysuz 2 yaşındaki kızı Duru var. Gidip gelip millete çemkiriyor, defol diye kovuyor gelenleri. Eskiden bi avon kataloğu olurdu sehpada (evet bir de sehpa var) artık o da yok. Adamın bir muhabbet kuşu var, ötmüyor!! Genel muhabbet şu:
-Ali abi şöyle yapsak?
-Olmaz o öyle.
-E yapmışlar işte olmuş (resim gösterilir)..
-O böyle böyle yapmıştır, deneriz ama öyle olmaz.
-...
-Kesilcek mi?
-Yok.
-Ucundan alalım.
-Yok tek dip boyası..
- (Grumpy cat suratı)
-Kaşa da sür biraz.
-Olmaz kaşa..
-!!!!!!!

6 ayımı aldı kaşıma biraz da olsa boya sürdürmek. Bir işi yapıyosun tam yap be adam. Hala neden ona gidiyoruz anlamış değilim. Ucuz diye heralde.

*Bisiklete binmeyi öğrenirken o kadar zorlandım ki. Öfkemden kudurdum. "Kolay yea yaparsın" lafına üç gün boyunca aralıksız katlandım. Küfür gibi. Soruyolar niye öfkelendin "kendime" diyorum ama bal gibi yalan. O sırada yanımda duran o lafı kuran kim varsa onlara negatif enerji yollamakla meşguldüm. Olmuyo işte amk olmuyo. Kolay molay değil. Beş yaşında bebeyken babam bana da öğretse kolay gelirdi amk, 45 yaşında elin herifi olup taşak geçer gibi "Kolay yea" diyen birinin dibinde saatlerce güneş altında denge tutturmaya çalışmak (kendi kendine) kolay molay değil. Türevden integralden, aldığım hukuk derslerinden zordu. Yaptığım en zor işlerden biriydi.

*Gerizekalı alt komşu - ağır cemaatçi, öyle böyle değil, düz cemaatçi de değiller organize elebaşı mübarek- evde çıt çıkmazken, anam içerde uyur, ben kulaklıkla müzik dinlerken tutmuş gelmiş televizyonun sesini kısın diye. Ağır gerizekalı olunca insan.. Dışarıda işçiler var yol çalışması falan. Adamlar radyo dinliyo, gelmiş bana hesap soruyo. Angutistan, kendi kızı gecenin üçünde mozart terk başlıyo piyano çalamamaya. Ama onun lafı olmaz, sahura kalkmışlar, büyük bir olay gerçekleştirecekler. İstediğini yapar kız o saatte. Çünkü normal insan onlara göre o saatte ayaktadır sahur için..

Köpekler. Sizin dininize ben...

*Falcılara gittiğim bilinir. Bundan sonra gidecek olursam sadece bir tanesine gidicem. Her seferinde yeni birine gidiyordum. Sırf istediğim hayatı söylesinler diye, ama kimsenin yaptığı yok. Ama tek birine gider yavaş yavaş o kişiye istediğim hayatı aşılarsam hep o tür bir gelecek hakkında yorum yapacak, benim istediğim şeyleri söyleyecek. Daha akıllı bir yatırım asdfh.

*Folk metal dinleyin.

26 Mayıs 2013 Pazar

Ondan Bundan Vol.4

*Bundan en geç yirmi yıl içinde Amerika ile ilgili bir konuda bir makale falan okurken ya da bir belgesel izlerken ya da birinin bir konuşmasını dinlerken Hollywood filmlerinden referans vermemek imkansız olacak. Adamlar tarihlerini filmlerle birlikte anıyorlar. Andırıyorlar. En azından görüş farklılıklarını anlatırken bile filmlerden örnek veriyorlar. Bana niyeyse garip geliyor.

*Mobbing denen cereme her neyse, kim çekiyorsa kolay gelsin. Çok enteresan bir şey. İnsanın hazırlıklı olması gerek bu şeylere. Pek enteresan. Şimdi mobbing falan dedim ya kendimi çakma internet fenomeni gibi hissettim. Bir "Mustafa Sandal - Gidenlerden" paylaşmam eksik..


*Ömrümde ilk defa Acunun bir programını, Survivor'ı izleyeyim dedim. Çok geriliyorum la onlar yarışırken. Bir de gönüllülere çok üzülüyorum, tarifi mümkün değil.. Böyle topluyorlar kendilerini falan ama Acun oyunu ünlülere veriyor anlamadım gitti.. En çok da Hilmicem'e üzülüyorum. Yazık la bebeye, başında bir Duygu belası var, karşıda Cengiz çiğ çiğ yiyor genelde bunları.. Murat desen kofti delikanlı, tek yapabildiği beyin s*kmek..

Oh bu muhabbeti de aradan çıkardım, rahatladım.

İçimde kalan iğrenç başka bir konu var mı bakayım..

Ha evet.

*The Great Gatsby'nin yeni filmini beğenmeyeni s*ksinler.. Bence kitabı kadar sıkıcı olmaması bile büyük başarı. Jeyzinin yapımcı olması, taşak müzikler bile bozamamış filmi. Oyunculuk almış götürmüş..

Ne küfrettim yarebbii...

*Son olarak da bir gün cesaretimi toplayıp mp3 listemde en çok dinlediğim şarkıları listeleyeceğim. Lastfm en çok dinlediğim şarkıya hala God Hates A Coward dese de (herhalde o şarkıyı en son 2009'da dinlemiştim) gerçek öyle değil. Mp3 çalarım lastfm desteklemediğinden, hatta tablette bile skroplamıyorken ortalık epey değişti. Arada yüzüme tükürebileceğiniz şarkılar da var.

Uzun zamandır şarkı listesi koymak istiyordum, en azından bu sefer kesin olarak adını koydum.

Listeyle görüşürüz o zaman.

3 Mart 2013 Pazar

Ondan Bundan Vol.3

Dil bilgisi hatalarıma dikkat çeken arkadaşlarıma selam olsun. Ben ne yazdığımı görüyorum sanki. Geri dönüp şöyle bir okumuyorum. Yalan yok. Eskiden ne övünürdüm hatasız yazılarımla. Daha sonra çok acayip öğretmenler gördüm herkes gibi. Sonra da "senin yazdığın düzgün benimki değilse s*çarım edebiyatına, dil bilgisine, imlasına" dedim. Oh mis.

Evde bol bol vakit geçirdiğimden ve müzik kanallarına takıldığımdan haberi olmayan yok sanırım. Dream TV salak kız sunucu kontenjanını yine boş bırakmamış, bünyesine bir andavalı daha katmış. Bu kanalın böyle "aaay gençlik hadi coşalım eğlenelim bak ne kadar genciz biz aslında yaşımız 40 olabilir ama ruhumuz çok genç vandirekşın vuhuu" gibi bir yapmacık tavrı var ya, kız resmen bağrına basmış bu tavrı. Arada bir Robbie Williams çalıyor "eskiden hastasıydık" yorumları eşliğinde. Daha sonra da diyor ki "bildiğiniz gibi Robbie'nin karısı Türk, yani siz de bir gün hastası olduğunuz ünlüyle evlenebilirsiniz". Aferin sana beyni sulanmış kanalın beyni sulanmış sunucusu. Beyni sulanmış ergenlere verebilecek en güzel tavsiye (beyni sulanmış demiş miydim). Kızdaki mantığa gel. 35 yaşında vandirekşın dinlediğini iddia ederek para kazanan bir kadından fazla bir mantık beklenemezdi, beni hiç şaşırtmadığın için de selam olsun sana.

Justin Timberlake geri döndü! Aman Tanrım!! Ov may gad. Kabus.*

Dün okula uğradım transkript lazım diye. Claremont resmi olarak okulun yollamasını istiyor transkriptleri. Ben onlara dedim bunlar beceremez ben yollayayım işte mis gibi diye, kabul edemiyorlar. Öğrenci işlerinin süper çalışanları "Aaa biz öyle resmi falan yollayamayız yok öyle bir şey yıhaa" dediler sinirimi zıplata zıplata. "Ben onlara dedim benim okulum beceremez boşuna beklemeyin kendi boklarını temizleyemiyorlar daha diye" deyince de bozuldular.

Ahdım olsun bu transkript olayında bir işimi daha beceremezlerse çatıları kafalarına düşsün de biraz da onlar düşünsünler kimin ahını aldık diye.

Okulu patlatacaktık, ben hala o plana uyarım, yeter ki isteyin.

Yakındır yeni ve saçma bir şarkı listesi yapmam. Henüz karar veremiyorum hangilerini seçsem diye.

6'sında Black Tooth konseri var. Gelin la. Ne zamandır izlemiyordum onları. Sanırım en son Sonisphere'de izlemiştik, o da ucu ucuna yetişerek. Acaba yanlış mı hatırlıyorum. Her neyse Black Tooth candır.

Saydım, izlemediğim tam 66 tane film var elimde. Çelınc yapmayacağım demiştim ama yapabilirim. Yaparsam buraya yazarım bu sefer Tumblr'a değil. Tumblr sayfamı kirletmek istemiyorum. Oradan bakan ne kadar kuğul biri desin.

Jack White ne güzel müzikler yapıyorsun sen lan. Yemeğine suyuna ne katmışlar senin bebeyim?

Çenem düştü.

* Justin Timberlake'ten ne kadar nefret ettiğimi diğer blog yazılarımdan hatırlayabilirsiniz.

13 Şubat 2013 Çarşamba

Ondan Bundan Vol.2

Keşke şöyle güzel bir şarkı listesi yapabilecek kadar kafamı toparlayabilsem. Hem bloga koymalık hem de esas dinlemelik. Bir gün o da olur.

Bugün önemli bir gün. Claremont ile mülakatım var. Yusuf yusuf..

Lumineers bok gibi bir grup. Fun da öyle. Dream TV'nin bu kadar çok üstlerine düşmesi de durumu kanıtlıyor.

Unutma Beni izliyorum yine şu anda. Yine herkes birbirini aldatıyor.

Ciddi ciddi radyo arayışındayım, Lastfm gibi bir şey. Kimse de yardımcı olmuyor sağolsunlar.

Gene bütün paramı meke (MAC) yatırdım.

Evde çalışmayı işsizlik algılayanları toptan yakıcam bir gün ya. Neyse..

Hurts dehşet bir şarkı yapmış yine. Hurts gibi bir grubu sevebileceğimi söyleseler git işine derdim. Kader..

Al şarkı:


5 Şubat 2013 Salı

Ondan Bundan Vol.1

Gereksiz bir yazı baştan söyleyeyim. Hatta güzel bir şarkı koyayım en azından şenlensin ortalık.



Dün Kim Milyoner Olmak İster'de gerizekalının önde gideni bir kız yarışıyordu. Kendi çapında bir laf soktu "Altını çizerek söylemek istiyorum ben mastırımı yurt dışında değil Türkiye'de yapmak istiyorum. Öyle bir özentim yok" diyerek.

Hay bam teline sıçtığım..

Sonra da  WC nin açılımına dünyanın merkezi ve beyaz köşe diye cevaplar verdi. Kaybetti gitti.

Bir de beni huzursuz eden bir başkası var. Kızı birebir tanımıyorum ama internete girdiğim günden beri varlığını bildiğim birisidir. O yüzden de her yerde bir takip bir arkadaşlık bir şey var. Ama son zamanlarda söylediği her şey mi batıyor bana nedir?

Bir insanın en sevdiği grup seçeneği e) Hepsi olmamalı bence. Iron Maiden, Slash, Whitesnake, Rihanna(şayn-bırayd-lak-a-daymınd).. Bunlar zaten herkesin çantasındaki keklik değil midir? Bir film vardı adam kadına yazmak için "duydum ki Beatles seviyormuşsun" diyordu kadın da cevap olarak "gerzek gerzek olma herkes sever Beatles'ı" diyordu. Iron Maiden falan da bu kategoridedir. Herkes sever. En azından bir iki şarkısını. Tabii bir çocukluk travması geçirmedilerse.

Demem o ki, kız sanki hep ortaya genel konuşup herkesi memnun etme derdindeymiş gibi. Ya ben huylandım ya da hep öyleydi de ben yeni fark ettim. Ama hiç hatırlamıyorum ki bir gün de hiç adını sanını duymadığım gerizekalı bir grup hakkında bir yorum yapsın. Ya da hiç kimsenin sevmediği bir şarkıyı seviyorum diye paylaşsın.. Hep sivitçayldomayn hep fiırofdıdark.

Son olarak da bahsini etmek istediğim kişi Sultan Büyükçolpan. Arkadaşın reklamı olmaz ama bazen öyle yüzünü mıncırmak istiyorum ki. Kimseyi memnun etmek için lafını sakınmıyor ya. Büyülü Fener'den yıllardır vazgeçiremedik mesela biz pis avm sinemaseverleri olarak. Vazgeçmesin de zaten, bize öyle lazım Sultan.

Volume 1 dedim çünkü dahası gelecek bu karışık saçma yazılardan. Özenti olduğumdan volume 1 dedim........