facebook etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
facebook etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2015 Pazar

Ondan Bundan Vol.12

Vay anasını, bu yazının 12.' sini yazdığıma inanamıyorum! O kadar oldu mu yahu? Valla olmuş işte.


* Sıfırı tükettim arkadaşlar. Her yönden üstelik, sadece parasal anlamda da değil. Param bitti, izleyecek filmlerim bitti, bu ay sonunda muhtemelen Spotify hesabımı da yenileyemeyeceğim. Tıkandım her açıdan. Yapılacaklar listemi açıyorum, bomboş! Hiçbir şey koyamıyorum içine resmen. Geçen Kolombiyana mesaj attı "ee ne zaman gidiyoruz Los Angeles' a birlikte" diyor. Kıza diyemedim benim dolmuşa binecek kadar bile param kalmadı diye. Kızılay' a gidemiyorum ben amk.


* Bu arada Atılım' dan arkadaşlarımız Mert Kağan Ekinci ve Onur Orhun Bozkurt hepimizin hayali olan tercüme bürosunu açabilme cesaretini gösterdiler. Çok büyük bir tebriği hak ettiler. Başarılı insanların işlerini büyütmeleri gibi güzel bir şey daha yok ya. Darısı başımıza.


* Spotify Kanada listeleri bir harika dostum. Great Lake Swimmers tarzı şarkılara hastaysanız siz de kesinlikle tavsiye ederim.

* Facebook' ta sağ alt köşede, zaten ekli olduğunu düşündüğüm sevgili "arkadaşlarım"ın esasında ekli olmadığını ve önerilenler olarak yerini aldığını görüyorum. Helal size. Cansınız.


* Bu aralar sıkıntılı. Ama ayın 5 şarkısı mükemmel olacak işte tam da bu yüzden. Son olarak kendimi hareketlendirmek veya en azından kalkıp bir iş yapmak için hareketli şarkılara sardığımı belirteyim. Uzun zamandır dinlemediğim kadar folk metal şarkıları dinliyorum yine. Bünyeye iyi geliyor.

Bu kadar yeter bu seferlik.

3 Ağustos 2014 Pazar

Fotoğraf Kıskançlığı

Bu aralar kafamı instagram'a feci taktım. Neredeyse internetteyken baktığım tek şey instagram'a konulan fotoğraflar oldu. Çok güzel resimler (TDK) var lan. Görünce imreniyor insan. Bir sürü yeni insan tanıdım. Özellikle de gezdiğinin gördüğünün resimlerini çeken kişiler dikkatimi çekiyor.


Ama instagram' a kafamı bu kadar takmamın bir başka sebebi var. O da facebook'a koyulan resimler. Arkadaş, liseden tanıdığım bir kız var, 3 yıl önce "dünya evi" ne girdi kendisi. Üç yıldır kızın koyduğu resimlerin hepsi düğününden. Üç yıl geçti lan. Üç yıl sürmeyen evlilik var daha artık karta kaçtın yeter... 


Facebook'a artık kimse o kadar bakmıyor sanırım. Herkes ya instagram'da ya da twitter' da. Twitter bile o kadar kalmadı artık. Vine var sanırım. O konuyu henüz anlamadım, sanırım bütün memleket komedyen olmuş ben Amerika'ya geldiğimden beri...


Sıkıldım kısacası, facebook'ta beş yıl önce olan olayların tekrar tekrar gündeme gelmesinden. Instagram' da en azından insanlar çabalıyor yeni bir şeyler koymak için. Çabaları takdire şayan. Tamam şu sıralar herkes tatil resmine takmış kafayı, herkes gezmelerde tozmalarda. Olsun lan herkes koysun istediğini nolcak. Anlamaya başlıyorum artık yavaş yavaş bu uygulamaları. Kimisi diyor yok samimiyeti öldürdü, yok muhabbet bitti, yok millet etiketçi olmuş, yok millet birbirini kıskandırmaya çalışıyor zart zurt.


Bir uygulama ile kıskançlık hissediyorsan belki de sorun sendedir. İnsanların fotoğraflarını kıskançlık sebebi gören insandan çekinirim arkadaş. Fotoğraftan bu kadar nem kapan adam kim bilir başka şeyler için neler düşünür? 

O resimlere baktığım zaman ben mutlu insanlar görüyorum. Gezip tozup keyfini süren, tadını çıkaran insanlar görüyorum. "Ulan o kadar da kötü değil be" diye düşünüyorum genel olarak. Mutsuzluk normal değil sonuç olarak, normal olan insanın mutlu olmaya çalışması. Ama ille de "oy kıskançlık, aman etiketçi, yok dostluk bitti, vay eski bayramlar" dersen bsg arkadaşım. Ne benim moralimi boz ne de kendininkini. 


26 Ocak 2014 Pazar

Ondan Bundan Vol.6

* The Necessary Death of Charlie Countryman' i izledim. Mads Mikkelsen hayranlarının yüzde yüz izlemesi gereken bir film. Mads sevmeyenin izlemesine gerek yok. Hacı bir de nedir bu akım: Bilmem kimin bilmem nesi türünde başlıklar... The Curious Case of Benjamin Button, What Richard Did, What Maisie Knew, The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford, zıkkımın dibinin dibi... Ömrümde böyle bayık film ismi daha görmedim. İnsanın izleyeceği varsa da hevesi kaçıyor.

* Bu Sorority evindeki kızların ortalama yaşı 20. Oda arkadaşlarımın ikisi de 19 yaşında. Eskiden yurt odalarındaki en ufak kişi bendim. O zaman yaş avantajına sevinirdim. Şimdi de o kadar genç olmadığıma seviniyorum. Çünkü "Yaşın kaç senin bakiim" diye millete caka satabiliyorum. Ergenlik foreva.

* Türkiye' de son olanlara bakıp da insanın ağrına giden bir şey görmesi gerek bence. Senin aylardır yapamadığın gündemi iki kıçı kırık cemaat abisinin yapmış olması mesela. Ya da beğenmediğimiz şu göt kıllarının hepimizin hayatını yönlendirebilmesi gibi... Ne bileyim işte sen doldur. Git oku o kadar, çalış, mükemmel kariyerlere sahip ol, gene de gel bu tiplere yenil. Midemizin almaması lazım. Ben bu düzeni bozarım dememiz lazım. Diyor musunuz oradan? Sesiniz gelmiyor buralara.

* Buradakiler farkında değil ama kime güvenebileceğimi, kimi arkadaş olabileceğimi beni facebooktan ekleyip eklememesine göre belirliyorum. Ben eklemiyorum kimseyi. Kim beni eklerse facebooktan ona karşı daha samimi olabiliyorum. Eklemezlerse arada buzlar var. Garip garip huylar edindim evet.

* Ayrıca evet, Los Angeles' ta kimse yürümüyor. Yani benim bulunduğum çevre Westwood, öğrenci memleketi, biraz onlar yürüyor ama kimse isteyerek yürümüyor burada. Koşan var, bisiklete binen var, ama adam gibi gitmek istediği yere ayaklarını hafif tempoda öne arkaya sallayarak yürüyen kimse yok. Sokaklar bomboş. Hadi gidip Pier'de bir tur atalım diyorum mal mal suratıma bakıyorlar. Kim yürüyecekmiş...

* Live Nation' ın otuna bokuna her türlü staj başvurusunda bulundum. Dua edin de raklı metalli bir ortamda staj yapayım gençler. Harbi, Live Nation olsa ne güzel olur...

* Bu insanların eğlence anlayışına hayranım... Kokoş gibi süslenip saatlerce kapılarda yatıp, bir ihtimal içeri girebilme ve içeride de kimseyle konuşmayıp kendi grubuyla iç içe pahalı içkilerini içme gibi bir anlayışları var. Ne müzik güzel ne dans ediyorlar. Birbirimizin suratına bakıp kokteyl içiyoruz. İki etti bu. Nerede lan o bar grupları, eğlenceler? Sizin eğlence anlayışınıza s*çayım ben.

* Ayrıca insanların içindeki paçoz öğrenci kalıntıları çıkmaya başladı. O pahalı kokteylleri içerken oh ne ala, bahşişe gelince kem küm. Dün göz göre göre bir arkadaşlarının yirmi dolar bahşişi kendi cebinden ödemesine kimse bir şey demedi. Welcome to Varoşhood, Ayıphood, Ohahood, Paçozhood, Terbiyesizhood.

* Brezilyalılara uyuz olmaya başladım pek feci. Ayrı bir yazı konusu çıkar onların yaptığı dangalaklıklardan. Resmen her gün aileme onlardan yakınıyorum bir saat Skype' tan. Medeniyet görmüş milletten arkadaşlarım İtalyanlar. The best... Kolombiya' lı kız da iyi. O da medeniyet görmüş. Brezilyalılar kaka.

* Ankette son günler. Oylayın!!!!

20 Haziran 2013 Perşembe

Neye Güleceğimizin Hesabı

Sevgili arkadaşlarım.

Cidden büyük bir ikilem içindeyim.

Bir insana sana ne demek veya dememek ikilemi. "Sana ne" desen bir türlü demesen bir türlü. Dersen kendi ifade özgürlüğün, o da sana çelik ayna çekerse onun ifade özgürlüğü..  ne olacak şimdi?

Zira üç haftadır facebook yorumları hep bu şekilde. Seviye ilkokul bir, aç kapıyı bezirgan başı..

Sanki neye güleceğimizi neyi paylaşıp paylaşmayacağımızı millete soracağız (ki ben genelde neyi paylaşmayacağınızı her ay bir sefer hatırlatıyorum, beni bile rahatsız etti lan - burada paylaşılan her şey orijinal, sadece milletin "hoşuna gitmiyormuş" "ayıp oluyormuş" diye yaftalanan güzel paylaşımlar).

Sanki her lafı, her insanı, her konuşmayı (irdelemek değil) sosyal parametreler ışığında günümüz ve yakın tarih Türkiye'sinde analiz etme koşulu gelmiş.



La bi git. Bi s*ktir ol git. Valla bi yollan ya. Bi uç, bi kaç, bi uzan üstüne toprak atalım. Şöyle uzaklaş ense tıraşını görmeyelim bile valla yeter ki bi git.

İnsan istediği fikri pay-la-şır (nejat işler - ah haricinde).

Hele ki günün anlam ve önemini taşıyan, komik bulduğu, üzerinde durulmasını istediği HER ŞEYİ paylaşır.

Bunun için senin götünün keyfini sormaz.

Beğenmezsen en kötü silersin hacı bu kadar. İlla ki bir yorum yapacaksan, yapma, beğenme, mesaj alınır zaten. Beğenmiyorsan bu tarafa bakma. Bu insan onu paylaşacak. Derdini anlatacak.

Bunu ben diyorum, ben, ben, bihter..

Bir yıldır otu boku paylaşmayın diyen ben.

Çünkü kırk yılın başında insanlar kayda değer bir şeyler paylaşmaya başladı, mizah için olsun, ciddi bir mevzu olsun.. Olayı yirmi farklı yerinden gözlemleyip gerçekten orijinal bir ifade katıp insanlara sergiledi. Ben ömrümde insanların bu sebepten dolayı bu kadar olumsuz yoruma hedef gösterilmesine şahit olmadım.

Yok böyle demeyeymişin de, esasında ne olduğunu göreymişin. GE-Rİ-ZE-KA-LI!!!

OLAY BU ZATEN. OLAY SENİN HER ŞEYİ BÖYLE GÖRÜP MAHALLE BASKISI GİBİ BİR TAVIRLA İNSANLARA MEN ETMEN.

Olayların başında facebooka yazdığım o gerizekalı yazıyı da bu düşünceleri paylaşan arkadaşlara tepki diye yazdım. Çünkü ortada bir olay var evet ama bu olay insanın içinde biten "yakışmamış sana" "olayı böyle görme" "bu yoldan yürüme" diye insanlara dostça olduğuna inandığı bir yaklaşımdan kaynaklanıyor.

Senin, benim neye gülüp gülmeyeceğime ayar çekmeyeceğin gün, dava kazanılmış olacak canım arkadaşım, karadutum, çatal karam çingenem.

*Dipnot: Bu paylaşımlara akşam yediğin yemek, yüzünü boyadığın akraba çocuğu, içmediğin içki resmi, nejat işler, fırat tanış veya bir diğer overrated adamın söyleyemediği şarkı dahil değildir. O konuda hala aynı fikirdeyim.