Tam şu an beyninde fikirlerin tükendiği ve geriye sadece bir çınlamanın kaldığı andayım.
Yok la entel olmadım. Sorun yok Rocky. Bu arada Rocky diye diye otuz gündür herkese, her şeye beni okuyan, takip eden tek kişinin Kanal 7'de çalıştığını da anlamış bulunmaktayım. Zira habire Rocky filmleri veriyor. Bugün de 3.sü var. Gene "Hoyuuuooooooooor" diye bağırmakta Rocky.
Dedim ki son bir haftadır keyfim yerinde, misafirler çekildi, çeviri bitti, kafam rahat, okula az kaldı diye...
Birden baaaaaam, başladığım yere geri döndüm. Okul orada, onda bi sorun yok. Şeytanın bana iki yıldır oynadığı oyun: Kararımı vermiş, işlemler başlamışken bir başka seçenek çıkarıyor ortaya ama ne şanstır ki o seçenek için biraz daha beklemem gerek.
Bekle babam bekle. Sanırım iş ocağa kaldı. Dolardan hiç bahsetmiyorum bile, terbiyesizlikte sınır tanımıyor. Resmen önlenemez bir yükselişte lanet olasıca pislik.
Ben şimdi Ocağa kadar ne yaparım? Ne eder de kendimi oyalarım? Günler say say bitmez. O yüzden fikirlerinize açığım, her yönden. Mesajlarınızı eksik etmeyin.
Sultan diyor ki film izlersin işte her gün. 4 aylık film challenge'ı aman yarabbi, izle izle bitmez. Büşra diyor ki ayın her günü özenle yaptığın iş olarak orucu seçseydin bu kadar beklemezdin. Gayet emin orucun duanın tüm dertlerimi çözeceğinden. sdddfh
Hiç maça çıkamayan ama sürekli hazırlanan, etlere vuran, sahilde koşan, peşinden bebelerin koşup tezahürat ettiği Rocky'ye döndüm. Bi maça çıkaydım iyiydi.
29 Ağustos 2013 Perşembe
25 Ağustos 2013 Pazar
Erkek Kedi Ultimate
Gençler sizin sorununuz ne? Nedir bu kendini hint kumaşı sanmalar?
Hepiniz için söylüyorum, kızlı erkekli..
Bugün bir şekilde elime geçti de Meryem Uzerlinin boktan Ayşe Arman röportajını okudum (boktan olan meyrem değil).. Hatun öyle bir tespitte bulunmuş ki katılmamak elde değil. "Kadın-erkek ilişkileri açısından dengesiz bir enerji var Türkiye'de" diye. Kadın haklı. Diyor ki, kime güveneceğini bilemiyorsun, kimin ne yapacağı belirsiz... O bozuk Türkçe'siyle benden iyi ifade etmiş. Bir dengesizlik var evet. Herkesin kendini çok özel sanıp karşıdakinin kendinin kulu kölesi olması...
Bence erkekler daha çok kendilerini bir bok sanmakta, Türk "kezban"larına rağmen. Her yerde kızları aşağılamalar, ağza alınmayacak laflar, hakaretler gırla.. Yavaş ol Rocky diyesim gelir. Sakin ol, bi otur, dinlen, al bi soğuk su iç, kendine gel. Ben ömrümde böyle hakaretler görmedim. Ulan karşıdaki de insan. Ve sen bu insanlarla yaşamaya mecbursun. Öyle ya da böyle birbirinizin suyuna gideceksiniz.
Ama öyle mi? Değil tabii ki. Ulan öyle insanlar var ki (kızlar da dahil buna tabii ki de) o kişiyle muhabbet edip görüşmene rağmen aranızda bir ilişki var mı yok mu onu bile anlamıyorsun. Direkt kediler gibi bir öyle bir böyle... "Bugün gel. Yarın gidebilirsin. Düzgün konuş. Adam gibi giyin. Beni rezil etme. Memen büyük olsun. Sevişelim. Ama sen başkasıyla sevişmemiş ol. Hep beni sev ama ben seni sevmeyeyim. Bana kul ol köle ol. Tüm bunları yaptın mı? Beeeeeeeeeelki ikinci kez yüzünü görmeye tahammül edebilirim. Ama söz vermiyorum, adam ol, patron benim. Aramızda bir şey olacaksa ben sana haber veririm. Belki de vermem. Off kızlar (erkekler) çok kezban (odun)..."
Resmen ataerkil düşünce yapısı kazma düşünce yapısıyla birleşmiş "ultimate yarraklaşma hareketi" başlatılmış.
Ne bekliyorsunuz ki... Bir gün bu nahlet hayattan başka bir boyuta mı ışınlanacaksınız? Cidden bir Barbara Palvin midir beklediğiniz? Gerçi elinize bir Barbara geçse ona da bir kulp bulursunuz, eminim. Bir de acaba bakalım, Barbara gibi kızlar sizin gibi ota boka kulp bulup karşıdakini en acımasız şekilde eleştiren götten bacak kıroları seviyor? Sanmıyorum. İnsan olun be azıcık. Karşıdaki de bir insan evladı. Ayıp ulan.
İnsan terbiyeli olacak, saygılı olacak, efendi olacak, sonra karşıdaki insandan bir şeyler bekleyecek. Hem kelsin hem fodul Kamilciğim. Yazık ettin annenin torun sevdasına...
Hepiniz için söylüyorum, kızlı erkekli..
Bugün bir şekilde elime geçti de Meryem Uzerlinin boktan Ayşe Arman röportajını okudum (boktan olan meyrem değil).. Hatun öyle bir tespitte bulunmuş ki katılmamak elde değil. "Kadın-erkek ilişkileri açısından dengesiz bir enerji var Türkiye'de" diye. Kadın haklı. Diyor ki, kime güveneceğini bilemiyorsun, kimin ne yapacağı belirsiz... O bozuk Türkçe'siyle benden iyi ifade etmiş. Bir dengesizlik var evet. Herkesin kendini çok özel sanıp karşıdakinin kendinin kulu kölesi olması...
Bence erkekler daha çok kendilerini bir bok sanmakta, Türk "kezban"larına rağmen. Her yerde kızları aşağılamalar, ağza alınmayacak laflar, hakaretler gırla.. Yavaş ol Rocky diyesim gelir. Sakin ol, bi otur, dinlen, al bi soğuk su iç, kendine gel. Ben ömrümde böyle hakaretler görmedim. Ulan karşıdaki de insan. Ve sen bu insanlarla yaşamaya mecbursun. Öyle ya da böyle birbirinizin suyuna gideceksiniz.
Ama öyle mi? Değil tabii ki. Ulan öyle insanlar var ki (kızlar da dahil buna tabii ki de) o kişiyle muhabbet edip görüşmene rağmen aranızda bir ilişki var mı yok mu onu bile anlamıyorsun. Direkt kediler gibi bir öyle bir böyle... "Bugün gel. Yarın gidebilirsin. Düzgün konuş. Adam gibi giyin. Beni rezil etme. Memen büyük olsun. Sevişelim. Ama sen başkasıyla sevişmemiş ol. Hep beni sev ama ben seni sevmeyeyim. Bana kul ol köle ol. Tüm bunları yaptın mı? Beeeeeeeeeelki ikinci kez yüzünü görmeye tahammül edebilirim. Ama söz vermiyorum, adam ol, patron benim. Aramızda bir şey olacaksa ben sana haber veririm. Belki de vermem. Off kızlar (erkekler) çok kezban (odun)..."
Resmen ataerkil düşünce yapısı kazma düşünce yapısıyla birleşmiş "ultimate yarraklaşma hareketi" başlatılmış.
Ne bekliyorsunuz ki... Bir gün bu nahlet hayattan başka bir boyuta mı ışınlanacaksınız? Cidden bir Barbara Palvin midir beklediğiniz? Gerçi elinize bir Barbara geçse ona da bir kulp bulursunuz, eminim. Bir de acaba bakalım, Barbara gibi kızlar sizin gibi ota boka kulp bulup karşıdakini en acımasız şekilde eleştiren götten bacak kıroları seviyor? Sanmıyorum. İnsan olun be azıcık. Karşıdaki de bir insan evladı. Ayıp ulan.
Şuraya bir Barbara resmi goyah da içimiz açılsın gardaaaş...
İnsan terbiyeli olacak, saygılı olacak, efendi olacak, sonra karşıdaki insandan bir şeyler bekleyecek. Hem kelsin hem fodul Kamilciğim. Yazık ettin annenin torun sevdasına...
4 Ağustos 2013 Pazar
Ondan Bundan Vol.5
* Dünyanın en kötü kuaförüne gitmekteyiz. Kuaför demeye bin şahit ister. Sapa bir yerde, tornacı bozması bir dükkan. Yazın sıcak, kışın soğuk. Ağır bir boya kokusu nedense, çıkmamış kalmış bir yerlerde. Üç tane masa var müşteriler için. İki koltuk da oturmalık. Tek bir kuaför - Ali Abi dünyanın en huysuz insanı. Boya dersin boyamaz, şöyle yap dersin gider aksini yapar. Ne adam gibi bi saç yapar ne bir şey. Tek dediği "Kesiyim mi" o da kesebildiğinden değil yani. Ne hoşsohbet ne bir şey. Dükkanda okuyacak bir dergi bile yok. Sadece Ali abinin kendi kadar huysuz 2 yaşındaki kızı Duru var. Gidip gelip millete çemkiriyor, defol diye kovuyor gelenleri. Eskiden bi avon kataloğu olurdu sehpada (evet bir de sehpa var) artık o da yok. Adamın bir muhabbet kuşu var, ötmüyor!! Genel muhabbet şu:
-Ali abi şöyle yapsak?
-Olmaz o öyle.
-E yapmışlar işte olmuş (resim gösterilir)..
-O böyle böyle yapmıştır, deneriz ama öyle olmaz.
-...
-Kesilcek mi?
-Yok.
-Ucundan alalım.
-Yok tek dip boyası..
- (Grumpy cat suratı)
-Kaşa da sür biraz.
-Olmaz kaşa..
-!!!!!!!
6 ayımı aldı kaşıma biraz da olsa boya sürdürmek. Bir işi yapıyosun tam yap be adam. Hala neden ona gidiyoruz anlamış değilim. Ucuz diye heralde.
*Bisiklete binmeyi öğrenirken o kadar zorlandım ki. Öfkemden kudurdum. "Kolay yea yaparsın" lafına üç gün boyunca aralıksız katlandım. Küfür gibi. Soruyolar niye öfkelendin "kendime" diyorum ama bal gibi yalan. O sırada yanımda duran o lafı kuran kim varsa onlara negatif enerji yollamakla meşguldüm. Olmuyo işte amk olmuyo. Kolay molay değil. Beş yaşında bebeyken babam bana da öğretse kolay gelirdi amk, 45 yaşında elin herifi olup taşak geçer gibi "Kolay yea" diyen birinin dibinde saatlerce güneş altında denge tutturmaya çalışmak (kendi kendine) kolay molay değil. Türevden integralden, aldığım hukuk derslerinden zordu. Yaptığım en zor işlerden biriydi.
*Gerizekalı alt komşu - ağır cemaatçi, öyle böyle değil, düz cemaatçi de değiller organize elebaşı mübarek- evde çıt çıkmazken, anam içerde uyur, ben kulaklıkla müzik dinlerken tutmuş gelmiş televizyonun sesini kısın diye. Ağır gerizekalı olunca insan.. Dışarıda işçiler var yol çalışması falan. Adamlar radyo dinliyo, gelmiş bana hesap soruyo. Angutistan, kendi kızı gecenin üçünde mozart terk başlıyo piyano çalamamaya. Ama onun lafı olmaz, sahura kalkmışlar, büyük bir olay gerçekleştirecekler. İstediğini yapar kız o saatte. Çünkü normal insan onlara göre o saatte ayaktadır sahur için..
Köpekler. Sizin dininize ben...
*Falcılara gittiğim bilinir. Bundan sonra gidecek olursam sadece bir tanesine gidicem. Her seferinde yeni birine gidiyordum. Sırf istediğim hayatı söylesinler diye, ama kimsenin yaptığı yok. Ama tek birine gider yavaş yavaş o kişiye istediğim hayatı aşılarsam hep o tür bir gelecek hakkında yorum yapacak, benim istediğim şeyleri söyleyecek. Daha akıllı bir yatırım asdfh.
*Folk metal dinleyin.
-Ali abi şöyle yapsak?
-Olmaz o öyle.
-E yapmışlar işte olmuş (resim gösterilir)..
-O böyle böyle yapmıştır, deneriz ama öyle olmaz.
-...
-Kesilcek mi?
-Yok.
-Ucundan alalım.
-Yok tek dip boyası..
- (Grumpy cat suratı)
-Kaşa da sür biraz.
-Olmaz kaşa..
-!!!!!!!
6 ayımı aldı kaşıma biraz da olsa boya sürdürmek. Bir işi yapıyosun tam yap be adam. Hala neden ona gidiyoruz anlamış değilim. Ucuz diye heralde.
*Bisiklete binmeyi öğrenirken o kadar zorlandım ki. Öfkemden kudurdum. "Kolay yea yaparsın" lafına üç gün boyunca aralıksız katlandım. Küfür gibi. Soruyolar niye öfkelendin "kendime" diyorum ama bal gibi yalan. O sırada yanımda duran o lafı kuran kim varsa onlara negatif enerji yollamakla meşguldüm. Olmuyo işte amk olmuyo. Kolay molay değil. Beş yaşında bebeyken babam bana da öğretse kolay gelirdi amk, 45 yaşında elin herifi olup taşak geçer gibi "Kolay yea" diyen birinin dibinde saatlerce güneş altında denge tutturmaya çalışmak (kendi kendine) kolay molay değil. Türevden integralden, aldığım hukuk derslerinden zordu. Yaptığım en zor işlerden biriydi.
*Gerizekalı alt komşu - ağır cemaatçi, öyle böyle değil, düz cemaatçi de değiller organize elebaşı mübarek- evde çıt çıkmazken, anam içerde uyur, ben kulaklıkla müzik dinlerken tutmuş gelmiş televizyonun sesini kısın diye. Ağır gerizekalı olunca insan.. Dışarıda işçiler var yol çalışması falan. Adamlar radyo dinliyo, gelmiş bana hesap soruyo. Angutistan, kendi kızı gecenin üçünde mozart terk başlıyo piyano çalamamaya. Ama onun lafı olmaz, sahura kalkmışlar, büyük bir olay gerçekleştirecekler. İstediğini yapar kız o saatte. Çünkü normal insan onlara göre o saatte ayaktadır sahur için..
Köpekler. Sizin dininize ben...
*Falcılara gittiğim bilinir. Bundan sonra gidecek olursam sadece bir tanesine gidicem. Her seferinde yeni birine gidiyordum. Sırf istediğim hayatı söylesinler diye, ama kimsenin yaptığı yok. Ama tek birine gider yavaş yavaş o kişiye istediğim hayatı aşılarsam hep o tür bir gelecek hakkında yorum yapacak, benim istediğim şeyleri söyleyecek. Daha akıllı bir yatırım asdfh.
*Folk metal dinleyin.
26 Temmuz 2013 Cuma
İç Ölmesi
Tabletin şarjı bozuldu.
Lenslerim vakti dolmadan bozuldu. Yeni çiftin odağı bozuk.
Bacaklarım mosmor, ağrılar içinde.
Mide pert.
Nokia telefonum elimde ortadan ikiye ayrıldı.
Hele daha kötüsü var ki ağzıma bile almak istemiyorum.
Ben hayatın olumsuz yanını görmüyorum. Sadece işler en son ne zaman yolunda gitti hatırlamaz oldum. Her olumsuzluk banaymış gibi benim yüzümdenmiş gibi.
Aklımda bir merak var. Acaba tekrar mutlu olabileceğim bir şeyler olur mu diye. Ama umutla, heyecanla sorduğum ya da beklediğim birşey değil. Kuru merak.
Lenslerim vakti dolmadan bozuldu. Yeni çiftin odağı bozuk.
Bacaklarım mosmor, ağrılar içinde.
Mide pert.
Nokia telefonum elimde ortadan ikiye ayrıldı.
Hele daha kötüsü var ki ağzıma bile almak istemiyorum.
Ben hayatın olumsuz yanını görmüyorum. Sadece işler en son ne zaman yolunda gitti hatırlamaz oldum. Her olumsuzluk banaymış gibi benim yüzümdenmiş gibi.
Aklımda bir merak var. Acaba tekrar mutlu olabileceğim bir şeyler olur mu diye. Ama umutla, heyecanla sorduğum ya da beklediğim birşey değil. Kuru merak.
20 Haziran 2013 Perşembe
Neye Güleceğimizin Hesabı
Sevgili arkadaşlarım.
Cidden büyük bir ikilem içindeyim.
Bir insana sana ne demek veya dememek ikilemi. "Sana ne" desen bir türlü demesen bir türlü. Dersen kendi ifade özgürlüğün, o da sana çelik ayna çekerse onun ifade özgürlüğü.. ne olacak şimdi?
Zira üç haftadır facebook yorumları hep bu şekilde. Seviye ilkokul bir, aç kapıyı bezirgan başı..
Sanki neye güleceğimizi neyi paylaşıp paylaşmayacağımızı millete soracağız (ki ben genelde neyi paylaşmayacağınızı her ay bir sefer hatırlatıyorum, beni bile rahatsız etti lan - burada paylaşılan her şey orijinal, sadece milletin "hoşuna gitmiyormuş" "ayıp oluyormuş" diye yaftalanan güzel paylaşımlar).
Sanki her lafı, her insanı, her konuşmayı (irdelemek değil) sosyal parametreler ışığında günümüz ve yakın tarih Türkiye'sinde analiz etme koşulu gelmiş.
La bi git. Bi s*ktir ol git. Valla bi yollan ya. Bi uç, bi kaç, bi uzan üstüne toprak atalım. Şöyle uzaklaş ense tıraşını görmeyelim bile valla yeter ki bi git.
İnsan istediği fikri pay-la-şır (nejat işler - ah haricinde).
Hele ki günün anlam ve önemini taşıyan, komik bulduğu, üzerinde durulmasını istediği HER ŞEYİ paylaşır.
Bunun için senin götünün keyfini sormaz.
Beğenmezsen en kötü silersin hacı bu kadar. İlla ki bir yorum yapacaksan, yapma, beğenme, mesaj alınır zaten. Beğenmiyorsan bu tarafa bakma. Bu insan onu paylaşacak. Derdini anlatacak.
Bunu ben diyorum, ben, ben, bihter..
Bir yıldır otu boku paylaşmayın diyen ben.
Çünkü kırk yılın başında insanlar kayda değer bir şeyler paylaşmaya başladı, mizah için olsun, ciddi bir mevzu olsun.. Olayı yirmi farklı yerinden gözlemleyip gerçekten orijinal bir ifade katıp insanlara sergiledi. Ben ömrümde insanların bu sebepten dolayı bu kadar olumsuz yoruma hedef gösterilmesine şahit olmadım.
Yok böyle demeyeymişin de, esasında ne olduğunu göreymişin. GE-Rİ-ZE-KA-LI!!!
OLAY BU ZATEN. OLAY SENİN HER ŞEYİ BÖYLE GÖRÜP MAHALLE BASKISI GİBİ BİR TAVIRLA İNSANLARA MEN ETMEN.
Olayların başında facebooka yazdığım o gerizekalı yazıyı da bu düşünceleri paylaşan arkadaşlara tepki diye yazdım. Çünkü ortada bir olay var evet ama bu olay insanın içinde biten "yakışmamış sana" "olayı böyle görme" "bu yoldan yürüme" diye insanlara dostça olduğuna inandığı bir yaklaşımdan kaynaklanıyor.
Senin, benim neye gülüp gülmeyeceğime ayar çekmeyeceğin gün, dava kazanılmış olacak canım arkadaşım, karadutum, çatal karam çingenem.
*Dipnot: Bu paylaşımlara akşam yediğin yemek, yüzünü boyadığın akraba çocuğu, içmediğin içki resmi, nejat işler, fırat tanış veya bir diğer overrated adamın söyleyemediği şarkı dahil değildir. O konuda hala aynı fikirdeyim.
Cidden büyük bir ikilem içindeyim.
Bir insana sana ne demek veya dememek ikilemi. "Sana ne" desen bir türlü demesen bir türlü. Dersen kendi ifade özgürlüğün, o da sana çelik ayna çekerse onun ifade özgürlüğü.. ne olacak şimdi?
Zira üç haftadır facebook yorumları hep bu şekilde. Seviye ilkokul bir, aç kapıyı bezirgan başı..
Sanki neye güleceğimizi neyi paylaşıp paylaşmayacağımızı millete soracağız (ki ben genelde neyi paylaşmayacağınızı her ay bir sefer hatırlatıyorum, beni bile rahatsız etti lan - burada paylaşılan her şey orijinal, sadece milletin "hoşuna gitmiyormuş" "ayıp oluyormuş" diye yaftalanan güzel paylaşımlar).
Sanki her lafı, her insanı, her konuşmayı (irdelemek değil) sosyal parametreler ışığında günümüz ve yakın tarih Türkiye'sinde analiz etme koşulu gelmiş.
La bi git. Bi s*ktir ol git. Valla bi yollan ya. Bi uç, bi kaç, bi uzan üstüne toprak atalım. Şöyle uzaklaş ense tıraşını görmeyelim bile valla yeter ki bi git.
İnsan istediği fikri pay-la-şır (nejat işler - ah haricinde).
Hele ki günün anlam ve önemini taşıyan, komik bulduğu, üzerinde durulmasını istediği HER ŞEYİ paylaşır.
Bunun için senin götünün keyfini sormaz.
Beğenmezsen en kötü silersin hacı bu kadar. İlla ki bir yorum yapacaksan, yapma, beğenme, mesaj alınır zaten. Beğenmiyorsan bu tarafa bakma. Bu insan onu paylaşacak. Derdini anlatacak.
Bunu ben diyorum, ben, ben, bihter..
Bir yıldır otu boku paylaşmayın diyen ben.
Çünkü kırk yılın başında insanlar kayda değer bir şeyler paylaşmaya başladı, mizah için olsun, ciddi bir mevzu olsun.. Olayı yirmi farklı yerinden gözlemleyip gerçekten orijinal bir ifade katıp insanlara sergiledi. Ben ömrümde insanların bu sebepten dolayı bu kadar olumsuz yoruma hedef gösterilmesine şahit olmadım.
Yok böyle demeyeymişin de, esasında ne olduğunu göreymişin. GE-Rİ-ZE-KA-LI!!!
OLAY BU ZATEN. OLAY SENİN HER ŞEYİ BÖYLE GÖRÜP MAHALLE BASKISI GİBİ BİR TAVIRLA İNSANLARA MEN ETMEN.
Olayların başında facebooka yazdığım o gerizekalı yazıyı da bu düşünceleri paylaşan arkadaşlara tepki diye yazdım. Çünkü ortada bir olay var evet ama bu olay insanın içinde biten "yakışmamış sana" "olayı böyle görme" "bu yoldan yürüme" diye insanlara dostça olduğuna inandığı bir yaklaşımdan kaynaklanıyor.
Senin, benim neye gülüp gülmeyeceğime ayar çekmeyeceğin gün, dava kazanılmış olacak canım arkadaşım, karadutum, çatal karam çingenem.
*Dipnot: Bu paylaşımlara akşam yediğin yemek, yüzünü boyadığın akraba çocuğu, içmediğin içki resmi, nejat işler, fırat tanış veya bir diğer overrated adamın söyleyemediği şarkı dahil değildir. O konuda hala aynı fikirdeyim.
19 Haziran 2013 Çarşamba
Beddua Ultimate
Ne zamandır bir beddua düşünüyordum, aklıma bir şey gelmiyordu. Hiçbiri yeterli gelmiyordu sanki, hep bir şey eksik kalıyordu.
Bilen bilir, beddualarım feci tutar. Ne kadar içten ediyorsam artık. Bu olaylardan beri de bir beddua edeydim de tutaydı diye kendimi yedim bitirdim.
Ama yoktu, beğenemiyordum.
Ta ki, iki dakika öncesine kadar. Buldum ki ne buldum.
Topladığı kalabalığın altında kalasıca. O insanlar tarafından haşatı çıkasıca.
Tıpkı Koku'daki gibi, bir kırıntısı kalmayasıca. (opsiyonel)
Bilen bilir, beddualarım feci tutar. Ne kadar içten ediyorsam artık. Bu olaylardan beri de bir beddua edeydim de tutaydı diye kendimi yedim bitirdim.
Ama yoktu, beğenemiyordum.
Ta ki, iki dakika öncesine kadar. Buldum ki ne buldum.
Topladığı kalabalığın altında kalasıca. O insanlar tarafından haşatı çıkasıca.
Tıpkı Koku'daki gibi, bir kırıntısı kalmayasıca. (opsiyonel)
17 Haziran 2013 Pazartesi
Küçük Resim vs. Büyük Resim
Memlekette şuan üç türlü adam var.
Biri çapulcular.
Bir diğeri "erdoğanın gödünün gılıyım" diyen teyze ve türevleri. Hülooğ <3 p="">
En sonuncusu da "siz bu kadar eylem falan diye diye yerel esnafa zarar verdiniz, oraya zarar verdiniz, şuna buna zarar verdiniz" diyenler.
Bu sonuncu kategorideki insanların iyi niyetinden gerçekten hiçbir şüphem yok. "Gitme oraya ölürsün" diyor. "Gitme zarar veriyorsun" diyor.
Adam sinmiş, korkmuş.
Oraya ilk başta gidilme sebebini anlayamıyorlar ya da anlasalar da o sırada zarar gören kaldırım, zarar gören özgürlükten daha değerli onlar için. O kalabalıkta ilk gördükleri yakıp yıkanlar, ilk algıladıkları provokasyon.
Bebeğim, o insanlar niye orada? Cidden bu sorunun cevabını ararsan tüm sıkıntıların çözülür bak gerçekten.
Zaten en başından yıkmaları için bir izin olmayan, kendi malı gibi millete peşkeş çekemeyeceği bir park arazisi mevzu bahis. Oradaki insanlar da "Burası senin değil ki üzerine bir şey yapasın. Referanduma bile götüremezsin çünkü en başta orası SENİN DEĞİL, buranın geleceği devletçe korunmuş durumda" diyecek kadar bir şeyler bilebiliyor. Tıpkı içki içmek isteyen insana hakaret edilemeyeceği gibi, bir kız hamile diye babasına kısa mesaj çekilemeyeceği gibi, halka hakaret edilmeyeceği gibi, bir şeyler biliyor işte.
Bu kuzulettolar gerçekten de bir adam başbakan oldu diye onun dediğinde gerçeklik payı arayacak kadar naifler. Gerçekten dediklerinin doğruluğuna biraz da olsa inanıyorlar. Eğer başbakan, hak yemeyen, ota boka karışmayan, objektif bir adam olsaydı, bu inançları o kadar değerli olurdu ki. Ama baştaki adam yanlış.
Benim bu insanların bir gün olanları gözlerine sis perdesi inmeden görebileceklerine dair inancım tam. O zamana kadar bu insanların da özgürlüklerinden, haklarından sorumlu olanlar o beğenmedikleri çapulcular. Belki bir gün gerçekten değer verirler o insanların neden orada olduklarına.
Hatta size bir film önereyim. Made in Dagenham. Ailecek izleyebilirsiniz. En az sizin kadar naif bir film. Belki bir şeyler anlaşılır?
Belki önemli olanın esnafın zarar görmesinin (ki esnafa yardım kampanyaları da var bildiğim kadarıyla, amaç kimseyi mağdur etmek değil çünkü) yani küçük resimden çok daha temel bir konu olan hak ve özgürlüklerin savunulmasını anlarlar.
İzlemezseniz diye söylüyorum, kadın işçilerin eşit maaş almasını isteyen bir grup büyüyor ve başbakana (ki Margaret Thatcher) kadar gidip haklarını sikerte sikerte alıyorlar. Çünkü başbakan onlara her fırsata hakaret etmiyor ve dertlerini dinliyor. Sonuna kadar arkanızdayım, diyor.
Burada istenen de o. Yeter ki algılamak isteyin. Madalyonun yakan yıkan kısmından çok ezilen, hakları on yıldır yenen insanları düşünün. Empati yapın. Büyük resmi görürsünüz zaten.
Ne istediğini bilmiyor bunlar diyorsun ya, biliyor işte, onu sen anlamak istemiyorsun. Adam gibi muamele görmek istiyor, başbakan kendilerine hakaret etmesin istiyor, kendi istemediği bir konuda dahi (içki gibi mesela) kendi gibi düşünmeyen kişilerin de haklarını korusun istiyor. Kısacası icraat istiyor, hır gür, dalyaraklık değil. "Derdini söyle işte ne istiyorsun" diyorsun ya "İsteyebilmek, dinlenebilmek, zaten en başından görevi olan şeylerin icraate geçtiğini görebilmek" istedikleri. Çok da abes değil zannımca.
Siz izleyin o filmi, pişman olmazsınız ;)3>
Biri çapulcular.
Bir diğeri "erdoğanın gödünün gılıyım" diyen teyze ve türevleri. Hülooğ <3 p="">
En sonuncusu da "siz bu kadar eylem falan diye diye yerel esnafa zarar verdiniz, oraya zarar verdiniz, şuna buna zarar verdiniz" diyenler.
Bu sonuncu kategorideki insanların iyi niyetinden gerçekten hiçbir şüphem yok. "Gitme oraya ölürsün" diyor. "Gitme zarar veriyorsun" diyor.
Adam sinmiş, korkmuş.
Oraya ilk başta gidilme sebebini anlayamıyorlar ya da anlasalar da o sırada zarar gören kaldırım, zarar gören özgürlükten daha değerli onlar için. O kalabalıkta ilk gördükleri yakıp yıkanlar, ilk algıladıkları provokasyon.
Bebeğim, o insanlar niye orada? Cidden bu sorunun cevabını ararsan tüm sıkıntıların çözülür bak gerçekten.
Zaten en başından yıkmaları için bir izin olmayan, kendi malı gibi millete peşkeş çekemeyeceği bir park arazisi mevzu bahis. Oradaki insanlar da "Burası senin değil ki üzerine bir şey yapasın. Referanduma bile götüremezsin çünkü en başta orası SENİN DEĞİL, buranın geleceği devletçe korunmuş durumda" diyecek kadar bir şeyler bilebiliyor. Tıpkı içki içmek isteyen insana hakaret edilemeyeceği gibi, bir kız hamile diye babasına kısa mesaj çekilemeyeceği gibi, halka hakaret edilmeyeceği gibi, bir şeyler biliyor işte.
Bu kuzulettolar gerçekten de bir adam başbakan oldu diye onun dediğinde gerçeklik payı arayacak kadar naifler. Gerçekten dediklerinin doğruluğuna biraz da olsa inanıyorlar. Eğer başbakan, hak yemeyen, ota boka karışmayan, objektif bir adam olsaydı, bu inançları o kadar değerli olurdu ki. Ama baştaki adam yanlış.
Benim bu insanların bir gün olanları gözlerine sis perdesi inmeden görebileceklerine dair inancım tam. O zamana kadar bu insanların da özgürlüklerinden, haklarından sorumlu olanlar o beğenmedikleri çapulcular. Belki bir gün gerçekten değer verirler o insanların neden orada olduklarına.
Hatta size bir film önereyim. Made in Dagenham. Ailecek izleyebilirsiniz. En az sizin kadar naif bir film. Belki bir şeyler anlaşılır?
Belki önemli olanın esnafın zarar görmesinin (ki esnafa yardım kampanyaları da var bildiğim kadarıyla, amaç kimseyi mağdur etmek değil çünkü) yani küçük resimden çok daha temel bir konu olan hak ve özgürlüklerin savunulmasını anlarlar.
İzlemezseniz diye söylüyorum, kadın işçilerin eşit maaş almasını isteyen bir grup büyüyor ve başbakana (ki Margaret Thatcher) kadar gidip haklarını sikerte sikerte alıyorlar. Çünkü başbakan onlara her fırsata hakaret etmiyor ve dertlerini dinliyor. Sonuna kadar arkanızdayım, diyor.
Burada istenen de o. Yeter ki algılamak isteyin. Madalyonun yakan yıkan kısmından çok ezilen, hakları on yıldır yenen insanları düşünün. Empati yapın. Büyük resmi görürsünüz zaten.
Ne istediğini bilmiyor bunlar diyorsun ya, biliyor işte, onu sen anlamak istemiyorsun. Adam gibi muamele görmek istiyor, başbakan kendilerine hakaret etmesin istiyor, kendi istemediği bir konuda dahi (içki gibi mesela) kendi gibi düşünmeyen kişilerin de haklarını korusun istiyor. Kısacası icraat istiyor, hır gür, dalyaraklık değil. "Derdini söyle işte ne istiyorsun" diyorsun ya "İsteyebilmek, dinlenebilmek, zaten en başından görevi olan şeylerin icraate geçtiğini görebilmek" istedikleri. Çok da abes değil zannımca.
Siz izleyin o filmi, pişman olmazsınız ;)3>
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
