29 Nisan 2013 Pazartesi

Film Çelıncı 28 ve 29. Gün

Atlı adam Viggo yine yıkmış geçirmiş. Çok güzel bir filmdi. İnsan ister istemez düşünüyor böyle bir durumda ben kalsaydım ne olurdu diye. Şarliz kaldıramadı kendini öldürdü mesela. Diğer bir sürü insan gibi.. Onun durumu da dehşet düşünsene. Kıyamet sonrası bi dünyaya bebek doğuruyor. Zaten filmin bir yerinde "Hayat mı bu be!" diye çemkiriyordu.

Filmden çok etkilendim ben, o yüzden sizlere de tavsiyemdir. İzleyin, izlettirin.

Yamyamlar, habire devrilen ağaçlar, tamamiyle gri bir dünya.. Nahlet gelmiş.

En sevdiğim karakter Viggo Mortensen'in oynadığı baba karakteriydi.

En sevdiğim dialog Şarliz ile Viggo arasında geçen yaşamak ile ölmek arasında yaptıkları seçim hakkındaki dialog idi. "Diğer bütün aileler bunu yapıyoor." hasbam sanki pazar pikniğine gidiyorlar, intihar ediyolar be intihar!!

En sevdiğim sahne (demeyelim de en etkilendiğim nahlet sahne) yamyamların bodrumunda ortaya çıkan insanlar.

Allah kahretmesin, sizi aileniz böyle sahneler çekesiniz diye mi onca film okuluna falan yollamış. Ne manyak insanlarsınız siz lan? Ne zorunuz var sizin? Arpanız mı az geldi bu çılgınlık niye?

O sahnenin resmi yok. Tekrar geri dönmek istemedim, o sırada da ellerim tutmadığından resim çekemedim.

Terbiyesiz herifler.

Bugünün filmi, samimi söylüyorum, bırak bu Nisan ayını, sanırım bir yıldır izlediğim en güzel filmdi. Tamamen hastası oldum, tekrar tekrar izleyeceğim. Konusu desen harika, oyuncular mükemmel. Benim için bir filmi harika yapan ne varsa bu filmde toplanmış. Kesinlikle çelıncın en iyi filmi.

Filmin genelindeki aksan da muhteşemdi, piiırfikt.

En sevdiğim karakter Albert idi. Böyle gerizekalı adamlar var, hakikatten var.

En sevdiğim dialog Albert'ın Mona Lisa'yı (diğer her şey gibi) bilemeyişi hakkındaki dialog idi. Bir de otostopyaptıkları ve bir otobüsün bunları alması sırasında otobüsün ağzına kadar rahibelerle dolu olduğunu görünce "Fuck me" deyişi var ki bu Albert'ın, rahibelerin yüz ifadesi dehşetti!

Rahibelere rağmen en sevdiğim sahne Harry'nin o viskiyi aldığı sahne. Ama ben şu aşağıdakini de koymak istiyorum, resmen Robbie'nin hayatının değiştiği anın sahnesiydi çünkü:

Bütün bir ay tavsiye ettiklerimi izlememiş olsanız bile bu Angels' Share'i mutlaka ama mutlaka ama mutlakaa izlemiş olmanızı dilerim.

Saygılar..

28 Nisan 2013 Pazar

Film Çelıncı 26 ve 27. Gün

Bir başka sıkıcı filme daha hoş geldiniz. Hacı ne çene varmış adamlarda film boyunca susmadılar amk.. Habire konuş konuş konuş, o susunca radyodan Obama konuş konuş konuş.. Beynim eridi aktı burnumdan, tutamadım, bir veda bile edemedim.

Gariptir ki bu filmde Brad Pitt bir şey yemedi. "Bir kere de bir şey yemeyeyim" demiş de filmde oynamış herhalde.

Çok sıkıcı. Erkek çenesi diye bir şey yaratmışlar mübarek..

En sevdiğim karakter yok.

En sevdiğim dialog Jackie'nin insanları "kibarca" uzaktan uzaktan öldürmesi ile ilgili anlattıklarının bulunduğu dialog idi. Bir de sondaki "Amerika bir ülke değil, Amerika bir iştir." sözleri..

En sevdiğim sahne de yok ama şu aşağıdaki sahnede kaç tane içki içildi hesabını tutamadım. Masadaki içkiler hiç bitmedi nereden çıktı o bardaklar görmedim. Tam bir muamma..


Cumartesinin filmi Snow Angels da ne kadar sıkıcı film varsa toplamışım dedirtti. En nefret ettiğim konsept: Bir çok farklı karakter kendi hayat mücadelesini veriyor, ara ara hepsinden sahneler giriyor sonra bir felaket (yılbaşı, sevgililer günü vb. günlerde tam tersi) hepsini bir araya getiriyor..

Baydı.. Resmen film bana baydı..

Son dakikalarındaki Psikopatlığa Giriş 101 bile bayıktı. Sam Rockwell "Çikolata sevmeyen vaa mı" diye sorsa tam olacaktı (bu olayı hatırlayan kaldıysa ne mutlu sdjvhf)

En sevdiğim karakter Lila. En sabit, sakin, düzgün insan oydu..

En sevdiğim dialog yok.

En sevdiğim sahne de Glenn'in kafasına sıkarak beni bu 2 saatlik işkenceden kurtardığı sahneydi.

Pazarın filmi virüs çıktı beyler, pazartesiyle birlikte çiziktireceğim. Sori. Bu video da benden size gelsin.

                                    

25 Nisan 2013 Perşembe

Film Çelıncı 25. Gün

Günün filmi Hitchcock filmi Vertigo. Çok garip bir olay, o adamın filmlerini severim ama hepsini izledin mi diye sorsan izlemedim. İzlemek için bir çaba da sarf etmedim. İnsan sevmesi muhtemel şeyleri izlemeyi denemez mi hiç?

Uzun zamandır ama çok uzun zamandır öyle böyle değil listemdeydi bu film.

Bazen bir kere bile LOTR izlememiş olan insanlara haykırıyorum "dağda mı büyüdün mağarada mı yetiştin kurtlar mı büyüttü seni anlamadım ki insan nasıl izlemez" diye. Aynı lafı kendime de söyledim bu filmle beraber. İnsan hiç mi izlemez ya?

Çok güzel film, izlenmeli. Dağda mağarada kurtlar tarafından yetiştirilmeyin benim gibi (dağda kurdun ne işi var bilmiyorum. Kurtlar dağda yaşar mı hiç bilmem. Ama böyle söyleyince çok etkili geliyor bana adffdg.)

En sevdiğim karakter Judy idi. Ama o kaşlar beni benden aldı. Nasıl bir kaştır filmi unutturdu yahu.

En sevdiğim dialog başta Scottie ile Gavin arasında geçen "How did you get in the shipbuilding business Gavin ?" "I married into it." idi.

En sevdiğim sahne de şudur:

O değil de o kadın ordan nasıl düştü lan asfksdgjdhfhlg.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Film Çelıncı 24. Gün

Bundan yıllar önce Jack Ketchum's The Girl Next Door diye boktan bir film izlemiştim. Filmin boktanlığı sadece konunun insanı çok etkilemesinden geliyordu. Bu izlediğim film de birebir aynı konu, karakterler değişik biraz ama tamamen aynı konuyu içeriyordu. Böyle bir şey çıkacağını bilseydim hiç izlemezdim. Kafa beyin koymuyor adamda konusu. Bu yine daha hafifi. O film daha beterdi.

Ben size kısaca bahsedeceğim, siz de bana böyle filmler izlemeyeceğinize dair söz vereceksiniz.

İki tane genç kız (biri diğerinden daha küçükçe) bir sebepten dolayı bir kadının yanına bırakılıyorlar. Kadın hasta, kızların büyüğünü kıskandığı için önce dövmeye başlıyor, daha sonra da işkenceler ediyor. Öyle böyle değil ama. Kızı bodruma atıyor, üstüne üstlük mahalle çocuklarını da bu işkenceye alet ediyor. Çocuklar da sürekli olarak kıza işkence yapıyorlar. Daha sonra kız ölüyor, küçük kızı polis götürüyor, orada her şey anlaşılıyor. Kadın hapse gidiyor, sonradan o çocuklardan bazıları da hapse gidiyor.

İşin en boktan tarafı da bu olayın birebir yaşanmış olması.

Ne favori karakterim var ne dialog ne sahne.

Lanet olsun karakterine sahnesine..

23 Nisan 2013 Salı

Film Çelıncı 23. Gün

Helöv bayram çocukları! Bugünün filmi de özenle seçilmiş gibi oldu resmen. Yavşak televizyon kanallarının "Bayram akşamı çocuklar ekran başına" der gibi olmuş. Ama valla tesadüf. Özellikle seçmiş değilim.

Bu ayki animasyon bolluğunu özellikle istedim. Uzun zamandır izlemiyordum çünkü.

Zaten bu sonuncusuydu. Bundan sonra sanırım yok. Rise of the Guardians'ı son güne koymuştum emme Sinister bozuk çıkanda sondan alıp o gün izlemiştim.

Fena değildi. Çok güzel ayrıntıları vardı. Ama sıkılmadım da değil. Tavsiye ederim.

En sevdiğim karaker Calhoun idi (ses tanıdık, tip de diyorum bu kime benziyor meğer direktman Jane Lynch imiş seslendiren).

En sevdiğim dialog King Candy ile Ralph arasında geçen konuşmaydı. Zira Ralph Candyship, Puffiness diye isimler takıyordu krala alskdjldfgd.

En sevdiğim sahne de oreo askerlerdi. Şarkıları bile varmış. Resmini koyayım dedim ama yutub daha iyisini yapmış:


Ulan gülmemek elde değil be ajldsfsjfldkh.

22 Nisan 2013 Pazartesi

Film Çelıncı 20, 21 ve 22. Gün

Pek çok kez özür dileyerek, boş adam işi çelıncımın meşguliyetle bölündüğünü söylemeliyim.. İzlemekte sorun yaşamadım ancak haklarında yorum yapıp karakter falan seçmek biraz sarktı. Evimizden eksik olmayan misafirler olsun, çeviri olsun, vasfiyeliğin beynimi yiyip bitirmesi olsun (hatta ttnet olsun) biraz yorgundum bu haftasonu o yüzden en iyisi pazartesiyi de katıp üç günü çıkarmak dedim.

Ama izledim filmleri, o yüzden kendimle gurur duyuyorum. Saçma sapan da olsa işi aksatmadığım için.

Maksadım güzel bilgi verebilmek filmlerle ilgili. Özenmek istediğim için aceleye getirmedim.


20. günün filmi True Grit benim çok uzun zaman önce oynayan kıza karşı tutan gıcıklığım yüzünden izlemediğim bir filmdi. Tesadüfen kızın bir röportajını izlemiştim, Jeff Bridges ve Matt Damon için babasının oğluymuşçasına "Jeff böyle yaptı Matt şöyle dedi, çok eğlendik" gibi kirve muhabbeti çekiyordu.

Tövbe yarabbim, bak aklıma geldi gene sinirlendim.

Her neyse. İzledim. Çok sıkılmadım. İzlenebilir. Ama çok da ahım şahım değil. Bu ay sonunda filmlere kendi çapımda puanlar vereceğim orada ne demek istediğimi anlarsınız.

En sevdiğim karakter Granma Turner idi.

En sevdiğim dialog Cogburn ile LeBoeuf arasında geçen "Beni bu kızın yanında eziyorsun" "Yok canım şimdiye kadar anlamıştır senin ne mal olduğunu" idi.

En sevdiğim sahne de Cogburn'ün çocukları dövdüğü sahneydi. Tabii ben gif yapamadığımdan burada, size o sahneye çok yakın bir başka sahne koyacağım. İki dayak arası çocuklar adlı sanat eserim.


Tiplere gel ameke..

21. Günün filmi Kramer vs Kramer de benim millete izledim diye yutturduğum filmler kuşağındandı. Bir lekeyi daha temizledim, gururluyum!!!

Ne güzel filmmiş dedim. Neden dedim? Filmin konusu klasik tamam ama esas bir şey vardı film boyunca dikkatimi çeken. Film başlarken karı koca kavga ediyor kadın asansöre binip gidiyor, ertesi sabah baba oğluna yumurtalı ekmek yapmaya çalışıyor. Film biterken de baba oğluna yumurtalı ekmek yapıyor, kadın geliyor asansöre biniyor. Öyle güzel bir nüans ki filmi güzel yapan şey bence o olmuş.

Kesin izleyin derim.

En sevdiğim karakter Ted Kramer. Zaten sevmemek elde değil.

En sevdiğim dialog mahkemede Ted'in konuşması sırasında "Bir kadının bir erkek kadar hırslı olması gerektiğini söylüyordun, haklısın da. Ama bir erkeğin bir kadın kadar iyi bir ebeveyn olamayacağını söyleyemezsin. Kadını erkekten daha iyi kılan cinsiyeti mi?" sözleriydi.

En sevdiğim sahne de "babasının oğlu" sahnesi.



Veee sonunda bugünün filmi Yeraltı Peygamberi dedikleri Un Prophete (kusura bakmayın benim süslü e harflerim yok).

Bu iki buçuk saatlik fransız işkencesi resmen ömrümden ömür götürmüş olsa da hakkını vermek gerek iyi bir filmdi.

Bazen insanların kafası karışıyor. E işkence gibiymiş, nasıl iyi film oluyor o zaman? Benim filmden sıkılmış olmam kötü olduğu anlamına gelmiyor. Benim için bile kötü olduğu anlamına gelmiyor ki sadece sıkıldım o kadar.

İkisinin yeri ayrı.

Her neyse, sıkıldım ama güzel bir filmdi. Bol vaktin ve sabrın varsa otur izle.

En sevdiğim karakter var mıydı? Yok.

En sevdiğim dialog, İtalyanlar sıra sıra geçerek yoklamaya giriyor bir ton İtalyan ismini söyleyip geçtikten sonra en son bu arap geçiyor kendi adını söyleyip. Esprili şakalı bir sahneydi lokalde eğlenmiş gibi oldum.

En sevdiğim sahneler, ilk öldürdüğü adamı ara sıra gördüğü sahnelerdi.


Şu haftasonu bittiği için o kaa mutluyum anlatamam. Cenabetizmde o levelden bu levele koşuyorum yemin ederim.

19 Nisan 2013 Cuma

Film Çelıncı 19. Gün

Vee günün filmi Paranorman. Ne kadar uyanığım değil mi, her beş filmden birini animasyon seçiyorum, kafam dağılıyor. Ama uzun zamandır animasyon izlememişim işte birikmiş bunlar.

Bir keresinde Monsters Inc.'i izlememe konusunda ayak diretmiştim çok uzun zaman. Sonra filmi izledikten sonra kafama s*çmak istemiştim gene çok uzun zaman. O yüzden bütün animasyonları izleme taraftarıyım artık. Kimin içinden ne çıkacağı belli değil.

Bakınız: Paranorman. Cadıyla konuşma sahnesine kadar şöyle böyle diye değerlendireceğim bir filmdi. Ama o sahne yıktı geçirdi. Neredeyse ağlayacaktım o derece. Kafam hala karışık film güzel miydi değil miydi diye. Ama sırf o sahnesi için bile izlenir film. Tavsiye ederim o yüzden. Kesinlikle geçiştirmeyin çocuk filmi sanıp.

En sevdiğim karaker şişman çocuk Neil ve abisiydi.

En sevdiğim dialog için o kadar çok şey var ki. "Swear!" "You mean like F word?" gibi ya da "Uslu durun, arabayı kenara çekicem şimdi" gibi (arabada zombi var bir tane mızmızlanan). Ama en güzeli Norman'ın annesiyle babası arasında geçen "Sakin ol, kalp krizi geçirirsen ne olacak?" "Hortlayıp Norman ile konuşurum, o zaman dinler beni" idi sanırım.

En sevdiğim sahne baştaki hippili sahneydi.