4 Nisan 2013 Perşembe

Film Çelıncı 4. Gün

Gün geçmiyor ki bir film daha beğenmeyeyim. Frankenweenie o kadar da ahım şahım bir şey değildi. Beklentim yüksekmiş demek ki.

Filmde hayvanlar canlanana kadar acayip sıkıldım. Tek beğendiğim sahneler o kedili kız ile o hayvanların canlanıp milletin canına okuduğu sahnelerdi. Hele o kedi.. kjfhsdfg salak.

En sevdiğim karakter o kedili garip kız. Yok böyle bir şey yahu :D

En sevdiğim dialog, Rzykruski'nin Victor ile olan dialoğu. "Memlekette herkes bilim adamı. Tesisatçı oğlumun bile Nobel'i var." sözüydü.

En sevdiğim sahne kedili her sahne ama hele şu yok mu şu:

İzlemezseniz de olur gibi.

3 Nisan 2013 Çarşamba

Film Çelıncı 3. Gün


The Big Sleep'in Ahmet Ümit editörlüğünde güzel bir baskısını almıştım aylar öncesinde. Genelde bu tarz kitapları pek okumam, sıkılırım. Ama bu kitap ve devamında gelen kitaplar dehşet sardı beni. Muhtemelen Raymond Chandler'ın güzel karakter yaratmış olmasından.

Film çok kötüydü kardeş. O yüzden lafı bu kadar dolandırdım. Nerdeee benim hayranı olduğum Philip Marlowe nerde tıfıl, çemçük  Humphrey Bogart. Yoo beybi olmamış. Eski filmleri neden sevmediğimi hatırlattı adeta.

Adeta kelimesini de cümlede kullanmış bulunmaktayım.

Kitapları çok güzel ama okuyun derim. Film için hikayeyi bozmuşlar ille de romans olsun demişler. Oysa o kadar ters ki Philip Marlowe'a. 5 kitaptan sadece birinde birine karşı bir şeyler hissetmişti o da çok sürmemişti.

Otu boku tekrar tekrar çeken Hollywood esas bunu tekrar çekmeli. Bütün hikayeler için bir film yapmalı. Adam gibi karakterin hakkını vermeli.

En sevdiğim karakter Lauren Bacall'ın hakkını verdiğini düşündüğüm Vivian.

En sevdiğim sahne ve dialog (hayret ikisi de aynı anda geçiyor!) Marlowe ile evin uşağı arasında geçen "Yanlış duymuşsun bayan Vivian benimle görüşmek istememiş." (oysa istemişti sonradan kavga edince senle konuşmak istemiyorum diye odasından kovmuştu Viv) "Özür dilerim zaten hep böyle hatalar yaparım" diye uşağın imalı sözleriydi.

Filmin alayı imalı laf sokmalardan oluşuyor ama o laf daha bir hoş. İzlerseniz eğer tahminimce siz de beğenirsiniz.



Dipnot: Altyazı bulmakta zorlanabilirsiniz. Eski filmlerin genel sorunu bu dostum.


2 Nisan 2013 Salı

Film Çelıncı 2. Gün


Bu film ilk çıktığı zaman aman nereden bulsam da edinsem (!) diye kendimi yırtmıştım. O zamandan beridir izleyeceğim filmler arasındaydı. Bir türlü elim gitmedi ne bileyim.

Adamlar resmen "Dur! Biz bu insanlara nasıl piçlik ederiz?" diye düşünmüşler ve tüm Hollywood kötü adamlarını toplayıp (kötü olmayanı da kötü rolde oynatıp) iki saatlik bir işkence yapmışlar. Film güzel, konusu güzel. Ama çok sıkıcı hacı öyle böyle değil. Eğer bu filmden sonra ortadan ikiye sıkıntıdan ötürü çatlamadıysan sorun yok.

Takdir ettiğim bir nokta İstanbul sahnelerinde bir tane bile kara çarşaflı görmemem. Ya hakkaten yoktu ya da ben görmedim bilemeyeceğim.

Fark ettiğim öteki şey de bu ingilizlerin 30'undan sonra ses açısından birbirine benzemesi. Gözünü kapatsan kim konuşuyor anlayamazsın. Bir de allasen o nasıl saç o nasıl tip allam hepsi mala dönmemişse söyleyin.

En sevdiğim karakter: Peter Guillam (Cumberbatch) idi.


En sevdiğim dialog Ricki Tarr (Hardy) ve Hasan arasında geçen "Hasan telefonu kullanabilir miyim" "Tabi hemen orda" şeklinde tamamı Türkçe geçen dialogdu. Ezik gibi Türkçe konuşan artist görünce aynen böyle heyecanlanıyorum, evet.



En sevdiğim sahne: Aslında kafasına kurşun yiyen herkesin sahnesi ayrı bir güzeldi ama bunu koyayım dedim.

Gif yapabilme yetim olaydı iyiydi.. Hayal gücünüze bırakıyorum adfkgdfg.

1 Nisan 2013 Pazartesi

Film Çelıncı 1. Gün

Söz verdiğim gibi ruh halim ne olursa olsun bu ay buna başlayacağımı söylemiştim. Evet moralim bozuk, gene alt üst oldum. Ama depresyon bana göre değil. Bir kere denedim olmadı.

Ayın başlangıç filmi çok merak ettiğim American Mary idi. Baştan uyarmalı, açken veya tokken izlenmemeli. Çocuk, yaşlı ve kalp hastalarından da uzak tutun. Filmde şu derisinin altına bir şeyler koydurup boynuz falan yaptıran, dilini ortadan ikiye kestiren, acayip estetik ameliyatlarına tonlarca para döken insanlar var. Mary'nin tek derdi cerrah olmaktı resmen içindeki canavarı çıkardılar. Film genel olarak güzeldi ama seslendirme beni benden aldı. Bir de bu kadar geç yazmamın sebebi bendeki ilk filmin yarısından sonra bozuk çıkmasıyla tekrar arayıp bulmak zorunda kalmamdır. Bir dahakine daha dikkat ederim.

Tavsiye eder miyim. Tabii ki de ederim.

En sevdiğim karakter tabii ki de Mary. Lance de iyiydi ama.
En sevdiğim dialog Lance ile Mary arasında geçen muhabbetten Lance'in "Keşke seni o zaman tanısaydım" sözü. İzlerseniz ne anlama geldiğini görürsünüz. Onun dışında film pek de dialog açısından zengin ve akılda kalıcı değildi zaten.
En sevdiğim sahne işte aşağıdakidir:

On numara beş yıldız.

24 Mart 2013 Pazar

Acaba Nedir?

Şimdi size bir şey soracağım.

Bir insan düşünün. Acı yemiyor. Korku filmi izlemiyor. Hatta kendini güldürmeyecek, romantik olmayan hiçbir filmi izlemiyor. Kendi kafasına göre onu yemem bunu yemem diye bir kuralı var. Neden diye sorduğunda bir tek "İşte. Sevmiyorum." diyor. Oysa hayatında ağzına koymamış. Denemiyor. Denemek bile istemiyor. Tek yediği şey tatlı, makarna.. orta yollu ne varsa. Radyoda duymasa özellikle açıp dinlediği, sevdiği bir grup ya da şarkıcı yok. Rock metal hiç girmiyorum o konulara. Siyah giymek öcülük zaten. Yeni bir şey denemesi için bir öneride bulunsan kesinlikle karşı çıkıyor. Bildiğin bir konu hakkında bilgi versen kesinlikle yok öyle bir şey diyor. Üç gün sonra kendi bulmuş gibi getiriyor sana.

Hayatında kendini düşündürecek bir tane bile olumsuz şey yok kısacası. Her şey toz pembe, her şey şekerli. Kendini hiç zora sokmuyor.

Ne denir bu insana? Nasıl yaklaşılır, ne söylenir?

Benim aklım almadı bu işi.

17 Mart 2013 Pazar

Film Çelıncı

Yapmaam, etmeeeem, tövbeee deyip de bir şans daha vermeye karar verdiğim olaya girişiyorum bu nisanda. Ya kafam çok bozuk olacak toplamam için gerekli olacak ya da çok mutlu olacağım onun için çok keyifli geçecek. (okullar açıklanıyor.)

Zaten çok film birikmişti elimde. Eritmek için güzel bir yöntem. "Daha önceden yaptıysan biz niye görmedik?" diyorsanız Tumblr sayfama bakabilirsiniz. Ama bakmayın yani o derece berbat bir iş olmuştu. Her hafta 3 tane Robert Downey Jr. filmi izlemiştim. Baymıştım epey.

Bu sefer aynı hatalara düşmemek için listemi önceden belirledim. İçinde millete izledim deyip izlemediğim birkaç film de var.


American Mary
Tinker Tailor Soldier Spy
The Big Sleep
Frankenweenie
Looper
The Lion In The Winter
Lawless
Trouble With The Curve
The House Bunny
Casa De Mi Padre
Man Som Hatar Kvinnor
Hotel Transylvania
Moon
Stand By Me
Sinister
Valhalla Rising
The Sessions
This is 40
Paranorman
True Grit
Kramer vs. Kramer
Un Propethe
Wreck-It-Ralph
An American Crime
Vertigo
Killing Them Softly
Snow Angels
The Road
Angels Share
Rise of the Guardians

Bu sefer şu soruları da yanıtlamayı düşünüyorum.
*En sevdiğin karakter
*En sevdiğin sahne
*En sevdiğin dialog

Olur da üşenmezsem film hakkında başka şeyler de yazarım.

3 Mart 2013 Pazar

Ondan Bundan Vol.3

Dil bilgisi hatalarıma dikkat çeken arkadaşlarıma selam olsun. Ben ne yazdığımı görüyorum sanki. Geri dönüp şöyle bir okumuyorum. Yalan yok. Eskiden ne övünürdüm hatasız yazılarımla. Daha sonra çok acayip öğretmenler gördüm herkes gibi. Sonra da "senin yazdığın düzgün benimki değilse s*çarım edebiyatına, dil bilgisine, imlasına" dedim. Oh mis.

Evde bol bol vakit geçirdiğimden ve müzik kanallarına takıldığımdan haberi olmayan yok sanırım. Dream TV salak kız sunucu kontenjanını yine boş bırakmamış, bünyesine bir andavalı daha katmış. Bu kanalın böyle "aaay gençlik hadi coşalım eğlenelim bak ne kadar genciz biz aslında yaşımız 40 olabilir ama ruhumuz çok genç vandirekşın vuhuu" gibi bir yapmacık tavrı var ya, kız resmen bağrına basmış bu tavrı. Arada bir Robbie Williams çalıyor "eskiden hastasıydık" yorumları eşliğinde. Daha sonra da diyor ki "bildiğiniz gibi Robbie'nin karısı Türk, yani siz de bir gün hastası olduğunuz ünlüyle evlenebilirsiniz". Aferin sana beyni sulanmış kanalın beyni sulanmış sunucusu. Beyni sulanmış ergenlere verebilecek en güzel tavsiye (beyni sulanmış demiş miydim). Kızdaki mantığa gel. 35 yaşında vandirekşın dinlediğini iddia ederek para kazanan bir kadından fazla bir mantık beklenemezdi, beni hiç şaşırtmadığın için de selam olsun sana.

Justin Timberlake geri döndü! Aman Tanrım!! Ov may gad. Kabus.*

Dün okula uğradım transkript lazım diye. Claremont resmi olarak okulun yollamasını istiyor transkriptleri. Ben onlara dedim bunlar beceremez ben yollayayım işte mis gibi diye, kabul edemiyorlar. Öğrenci işlerinin süper çalışanları "Aaa biz öyle resmi falan yollayamayız yok öyle bir şey yıhaa" dediler sinirimi zıplata zıplata. "Ben onlara dedim benim okulum beceremez boşuna beklemeyin kendi boklarını temizleyemiyorlar daha diye" deyince de bozuldular.

Ahdım olsun bu transkript olayında bir işimi daha beceremezlerse çatıları kafalarına düşsün de biraz da onlar düşünsünler kimin ahını aldık diye.

Okulu patlatacaktık, ben hala o plana uyarım, yeter ki isteyin.

Yakındır yeni ve saçma bir şarkı listesi yapmam. Henüz karar veremiyorum hangilerini seçsem diye.

6'sında Black Tooth konseri var. Gelin la. Ne zamandır izlemiyordum onları. Sanırım en son Sonisphere'de izlemiştik, o da ucu ucuna yetişerek. Acaba yanlış mı hatırlıyorum. Her neyse Black Tooth candır.

Saydım, izlemediğim tam 66 tane film var elimde. Çelınc yapmayacağım demiştim ama yapabilirim. Yaparsam buraya yazarım bu sefer Tumblr'a değil. Tumblr sayfamı kirletmek istemiyorum. Oradan bakan ne kadar kuğul biri desin.

Jack White ne güzel müzikler yapıyorsun sen lan. Yemeğine suyuna ne katmışlar senin bebeyim?

Çenem düştü.

* Justin Timberlake'ten ne kadar nefret ettiğimi diğer blog yazılarımdan hatırlayabilirsiniz.