31 Mart 2011 Perşembe

Babam Çok Fantastik Bir Adamdır No:3

Babam çok fantastik bir adamdır. Sürekli işe girip çıkar. Kendince bir düzeni vardır. Eğer iş görüşmesi pazartesi diyorsa, o görüşme çarşambaya kalır. Eğer o iş görüşmesi salı diyorsa iş cumaya kalır. Cumadan tekrar pazartesiye kalır. Ve döngü her daim devam eder. İşe giremez. Girerse çabuk çıkar. Gamsızdır.

25 Mart 2011 Cuma

Babam Çok Fantastik Bir Adamdır No:2

Babam çok fantastik bir adamdır. Olayları her zaman kendine çevirmeyi çok iyi bilir. Suç bastırmak onun için çocuk oyuncağıdır. Hangi ortamda olursa olsun, kendisine karşı çıkan birisi oldu mu "Suç benim gibi pezevenkte ki.." diye başlayıp ortamın eksenini bir anda kaydırır. Haline üzülürsün. Kendi derdini unutur, onu teselli edersin. Çakaldır.

23 Mart 2011 Çarşamba

Babam Çok Fantastik Bir Adamdır No:1

Babam çok fantastik bir adamdır. 150 lira harçlık verir. "200 lira aidat yatırmam gerek" dediğimde 100 daha verir. Bana 50 kalır. Sorana 500 lira harçlık verdiğini söyler. Halden anlamaz. Adamı süründürür.

17 Mart 2011 Perşembe

Mr. Sandman'in işleri bunlar 2:


Bu aralar gene coştu rüyalarım efem. Bu sefer bir partideyim. Allam nası eğlence nasıl muhabbet anlatamam. Herhalde hayatımda gördüğüm en güzel parti. Kıçımın açıkta kalmasının böyle bi rüyayla bağlantısı olduğuna göre çok da üstelemiyorum bu konuda. Muhabbet, içkiler, dans gırla..

Böyle güzel bi ortam içinde (kıç açıkta kalması etkisini gösterdiği nokta) yanıma "MAROON 5" adlı gottirik grubun solisti geldi. Ve neden bilmem muhabbete başladık baya baya. Partinin havasındandır eminim. Yoksa bence o adam GAY dicem, gaylar alınmasın diye demiyorum. Neyse o kadar muhabbetten sonra adımı söyleme ihtiyacı duyuyorum.

-Bu arada ben Dilara, diyorum tam bir tiki edasıyla. Ortam bozmuş beni meğersem. Adam gayet kendinden emin (bu arada adamın adı ADAM'mış sdfdfgdfgfghghjghjhk):

-Eh beni biliyorsun zaten, diyor.

Bi an mavi ekran veriyorum, bilmiyorum ki herifin adı ne. Biraz düşündüm ne olabilir bunun adı diye. Sonra sorarcasına:

-Maroon number 1 ?, diyorum.


Sonra Adam kaçtı.

16 Mart 2011 Çarşamba

En İyi 5 Evanescence Şarkısı

Üniversiteye gelene kadar öle öle dinlediğimiz ama ortam yapınca yavşaklık edip "Bebe grubu la buuu" diye aşağıladığımız grupların baş sıralarına yerleşen Evanescence için beş şarkılık liste oluşturdum. Origin ve öncesine dayanan taş gibi şarkılarının yanında "hacı ben lifyum severim mayimmoootıl dinlerim" diyen insanlar soğutmuştur beni bu gruptan. Ha bir de Amy Lee..

Bu listeyi mp3'ünüze gece dinlemelik şarkılar olarak atabilirsiniz. Süper uyku getirir. Başlıyorum efem.

5. Lies

Aman tanvım bu şarkıyı beş numaraya koyacağım hiç aklıma gelmezdi ama düşündüğümden daha fazla güzel şarkısı varmış bebelerin. Lies şarkısı bi güzeldir hoştur, sevilir. Girişteki EYMİLİİ kısmını taklit etmediğiniz sürece!!!!! (Bir de bu salak videolar için özür dilerem sadece şarkıya odaklanın siz.)




4. Solitude

Bu şarkıları da gene çook eski bir şarkılarıdır. En sevdiğim 4 numero. Zamanında slow gidip huuuvuyeehuu diye coşan kısımlar ergen bünyeme iyi gelmiştir neden bilmem...



3. Exodus

Gene slowdan gidiyorum ama bu şarkının sevdiğim iki yanı var. İlki piyano kısmısını çalmayı gerçekten sevmem diğeri de şarkının sonlarına doğru söylediği şu söz:

"Show me the shadow where true meaning lies
So much more dismay in empty eyes"



2. Understanding

Bu şarkının iki versiyonu var. En sevdiğim akustik olanı. Daha az ve öz gibi geliyor. Özellikle uyku ile uyanıklık arasında uzun yolculuklarda bir numaradır. Yok, bir numara değildir ama ilk beşe girer...



1. I Must Be Dreaming

Dinledikçe sevdiğim, çalanın söyleyenin gözlerinden öpesim geldiği şarkıdır. Kesinlikle bir numaralık şarkı.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Bit Pazarından Cin Toplamak

Bak sana bir şey anlatayım: Ben bu cinleri nereden topladım?

Yapın gereği bazı kıt beyinlilerin hayal gücünün bile yetmediği şeylere hevesleniyorsan, sen cinlisindir.

Arkadaşlarına gereğinden fazla değer verip, karşılığında 3 günlük insanları senden daha çok sevdiklerini görüyorsan, cinlenirsin.

Bloguna yazdıklarını çalıp prim yapanlara rağmen 2 kişinin seni takip etmesi, onların da birinin 10 yıllık kankan ve diğerinin de abin olması seni cinlendirebilir.

Face'teki 520 arkadaşın (çoğu da gerçektir yani, müzik tayfasını saymazsak, arkadaşlarının ex aşklarını saymazsak ya da birilerini saymazsak işte..) sadece 2 sinin paylaştığın şeyleri beğenmesi de seni cinlendirir.

Boktan Nihat Doğan aşağılamaları ya da boktan şarkıları paylaşmazsan, cinlisin demektir.

Site adminlerinin kıçlarını öpüp kendine ortam yapmıyorsan, cinlisindir.

Eller havada değilse cinlisindir.

İnsanları uzaktan izleyip sadece gözlemine dayanarak yorum yapıyorsan ve bu yorumlarında doğruysa, cinlisindir.

En çok da senin hayalini gerçekleştirmeye kalkanlar seni cinlendirir. Bir de, kıt hayal gücü olan insanlar. Ne senin için ne de kendileri için daha iyisini düşünmezler. İstemezler. "Ben sıradanım, sen de öyle kal" derler.

Kendine güvenmeyen kız arkadaşların seni cinlendirir. Seni, hoşlandıkları insanlardan kıskanan kıt güvenliler. Senin birilerini sevmene rağmen başkalarının aşkına göz dikebileceğini düşünenler...

Bunu yapan bir zamanlar çok yakın arkadaşlarınsa cinlerin sayısı iki katına çıkar.

Kısacası, bir ortamda yerin belli değilse, sen cinlisindir.

Mesele o cinlerle mutlu olabilmek. Ben yıllardır onlarla yaşıyorum. Onlar sayesinde başkalarının ortamında çerez değilim; kendi ortamımda milleti çerez ediyorum. Kazandığım cinler sayesinde kim iyi kim kötü rahatlıkla görebiliyorum. Böyle şeyler dostlar başına...

24 Şubat 2011 Perşembe

Mr. Sandman'in işleri bunlar No:1


Eveet.

Öyle evet diyesim geldi. Bazen gelir, hiç içimde tutmam. Niye tutayım, içim şişer mazallah... Sonra neymiş evet dem..

Efenim, bilmeyenler için söyleyeyim. Çok garip rüyalar görebiliyorum bazen. Zamanında Sandman'in işi düştü bana bir konuda, yardımcı oldum, o da sağolsun hiç boş bırakmaz, her gece bir atraksiyon ayarlar. Ben de bir zamanlar Karmen'in dediği gibi bunları yazmaya karar verdim. Başlıyorum hemen.

Bunu dün gece gördüm. Bizim evde bir düğün telaşı var. Herkes koşuşturmada, sürekli bir meşguliyet. Tuvalet boş kalmıyo falan.. Bir sürü tanımadığım adam var. Herkes mutlu ama baya baya... Sonuçta düğün evi. Gene artık kim evleniyorsa... Kesin yine bir kuzen falandır. Neyse... Bir odada Bülent Ersoy tek başına oturuyor. Gidiyorum yanına diyorum neden hazırlanmıyorsun Bülüş? Aynen Bülüş.. Herkes seni bekliyor, hadi hazırlan çıkalım hep beraber. Bak eğleneceğiz, her zaman olmuyo bu düğünler falan..

Bülüş meğer çok kızmış birilerine, gitmek istemiyor. Ama ben çetin ceviz tabi, yılmadım, vazgeçmedim onu götürmeye razı ettim. Zorla üst giydirdim. Straplez, altın renkli pulları olan mini bir elbise giydirdim Bülüşe. Saçlarını yaptım, makyajını yaptım, evet bunu uzun uzun yaptım rüyamda. Sonra Bülentle aramız iyi tabi bizim, baya bir muhabbet, gırgır, neler neler... O da benim saçımı ve makyajımı yapıyor. Üstümü giymek için odama gidiyorum ki ne göreyim?!

Birisi odamdaki karikatür kolajını yırtmış parçalamış. Ben bir sinir, bir sinir.. Çıkıyorum odadan, içimden bir Hulk çıkmasa da onun kadar öfkeyle "Bunu kim yaptı ulaaaaaaan eliniz kırılsın e miii defolun evimdeeeeeeeeeeeeeeeeeaaaaaaaan" diye gürlüyorum. Herkesi kovuyorum evden. Bülent hariç. Bir ağlıyorum bir ağlıyorum anlatamam. Yüzüm kıpkırmızı oluyor böyle dışarı çıkacak halim kalmıyor. Bu sefer Bülent gelip beni teselli etmeye çalışıyor.

Boşver, diyor, bir kağıt parçası. Ben ağlıyorum o bir kağıt parçası değil, onu oraya koymak için ne kadar uğraştım diye. Böyle sikik bir muhabbetin üstüne kapı çalıyor. Bülent diyor ki işte geldi, hadi hazırlan gidiyorsun. Ben gitmem diyorum o gidersin diyor, bir ton iş. O sırada kapı hala çalıyor. Neyse gidip açıyorum oflaya poflaya. Simon Baker gelmiş. Gayet suratsız bir halde "İki dakka bekle sen şurda geliyorum." diyorum odama gidiyorum. Simon da Bülent'e soruyor noldu ya diye. Bülent boşver diye başını sallıyor. Ben bunları hep görüyorum.

Sonra Simon'la çıkıyoruz evden. Tüm katları tek tek iniyoruz, her katta iki kapı var onlara bakıyoruz falan. Bir numaralı dairede de "HULK İŞLETMECİLİK" diye bir tabela var. Simon pis pis gülüyor, ben ona sinirle bakıyorum. Sonra ben de gülüyorum bokumda boncuk bulmuş gibi. Filmlerde öyle olur ya. Apartmanın girişinden güle oynaya çıkıyoruz.

Bir sonraki rüyaya kadar sıhhatle kalın efendim. Bay.