3 Ağustos 2015 Pazartesi

O.Çocukluğu 101

Yurt dışından telefon getirmek büyük olay. Kimse tam olarak kaç tane getirebileceğini bilmez, nerede nasıl kayıt yaptıracağını bilmez. Ama memleketimizde yapılan yasal orospu çocukluğu olan vergi bindirmenin aksine yurt dışından aldığınız telefonun fiyatı yarı yarıya kadar düşebilmektedir. Bunu herkes bilir.

Geçen bir vakit televizyonda bir haberde (aaa tv haberi izlemiiiş) teknolojik cihazlara uygulanan verginin arttırılması talebi görüşülüyordu. İnternetten işin aslını araştırdım. VESTEL denilen markanın sahibi öyle emretmişti. İthal telefonlara vergi bindirin, demişti. Kimse benim kalitesiz, bok gibi mallarımı almıyor, millete kakalayamıyorum bu iğrenç malları, bari siz vergi koyun da diğerlerini alamasınlar, demişti. 

Şimdi bir de çıkmışlar yurt dışından alınan mala da acayip bir rakam vergi istiyor bu pezevenkler.

Yurt dışından gelen telefonun kayıt (imei) parası: 131 TL. Ben hatta biraz daha az ödemiştim babamın telefonu için sanki.

Adamlar bunu 600 (ALTI YÜZ) TL'ye çıkarmak istiyor. Efendiler bu bariz orospu çocukluğudur.


İnternette birileri birilerine sövmüş yine. Güney Kore' de de bu böyle diyor gavatın biri mesela. Ora ile kıyaslıyor. Zaten memlekette yeni bir moda çıktı kendini Kore ile kıyaslamak... Amın feryadı, oradaki teknoloji ile kendi montaj sanayisini bir tutuyor.





Bak adam (Samsung) en son gitmiş katlanabilir ekran için patent almış. Dokunmatik ekranları cüzdan gibi katlayacak adam. Üstelik içe dışa her türlü dönebilecek diyor. Millet bunlarla uğraşıyor. Bizimki bık bık "VÖRGÖ VÖRÖN!!!" diyerek ithal mal kullanımını azaltacağına inanıyor.

Yani dizin yapacağınız işi siksinler. İnternette Vestel vergisi diye aratırsanız benden daha fazla küfreden adamları okuyabilirsiniz. Bays.

2 Ağustos 2015 Pazar

Ağustos Hareketi

Çok uzun zamandır bir devamsızlığa alıştığım için bu ay bunu değişmek adına bazı işlere giriştim. Amacım kendime çeki düzen vermek. Başka hiçbir şey değil. Bu boşvermişlik, bu koy göte rahvan gitsincilik artık zarar vermeye başladı. En son ne zaman huzur içerisinde bir uyku çektiğimi bile hatırlamıyorum. O yüzden bu ay kendime çeki düzen verme ayıdır!!!


1. İlk olarak, yediklerime dikkat etmem gerek. O kadar boşverdim ki bu aralar çok çok çok fazla yağlı yemekler yemeye başladım. Bir ay boyunca hiç fast food yemeyeceğim!

2. Kendime Pinterest ve Youtube' dan bir sürü egzersiz hareketi hazırladım. Tüm ölçülerimi aldım (tabii ki de paylaşmayacağım aslkdfjhsdkg) ve gözle görülür bir yere koydum. Her gün için bir egzersizim var.

3. Şu geçen aylarda bahsettiğim, çok fazla bilgisayar başında oturup bir şeyler okumanın gerçek okuma hızını ve algı derecesini düşürmesi olayına da el atıyorum. Arkadaşlarla oturduk tartıştık ve bunun için bir program hazırladık. Bu ay okunacak 3 kitabım var. O kitaplar okunacak!!! 

4. Hazırlıktayken ve devlet yurdunda kalırken, arkadaşlar ile dışarıda uyduruk bir kitap almıştım, hipnoz ve meditasyon üzerine. Bir yerlere odaklanmanı sağlayan mükemmel bir tekniği vardı. Bu ay her gün uyumadan o yapılacak!!! Eğer bir sonuca varırsam zaten burada ballandıra ballandıra anlatırım.

5. Uzun zamandır bakamadığım o fallara bu ay daha da odaklanacağım. Eski beni kesinlikle geri getiriyorum arkadaşlar!


Temel olarak bunlar yapılacak işte bu ay. İsteğim, kendimi toparlayabilmek, eskiden başardığım şeylere çok da uzak kalmamak. Ayrıca irademi test etmek tabii en önemli konu burada. Bu ay beni bu programda korkutan tek şey fast food. Çünkü o istek geldi mi gerçekten de zorlanıyorum yememek için. Ve bu ay doğum günüm de var, o yüzden 1 gün pasta kesilecek (ve tabii ki o pastadan yiyeceğim abartmayın amk)... O yüzden hodri meydan.

Not: Bu programa 1 Ağustos itibarı ile başladım. Sadece paylaşım saatini ayarlayamadığımdan bugüne paylaşıyorum yazıyı.

31 Temmuz 2015 Cuma

Ayın 5 Şarkısı

Bu ayın şarkıları bomba gibi. Dinlemelere doyamadım hiçbirini.

1. Run The Jewels - Close Your Eyes

Bazen diyorum daha fazla bunun gibi şeyler dinlemem gerek...


2. Midlake - It's Going Down

Kesinlikle bu şarkının hastasıyım.


3. Broods- Evergreen

Ay sonuna doğru keşfettim bunu. Broods' un diğer şarkılarını pek severdim ama bu bambaşka...


4. City and Colour - Woman

Bu adam, resmen, bundan daha iyi bir şarkı yapamaz.


5. Cem Karaca - O Leyli
Bunu da dün dolmuşta dinledim. Yok böyle bir şey. Bunca yıl nasıl hiç duymamışım ona yandım.


Bonus: Uriah Heep - July Morning

Temmuz dendi mi adında Temmuz geçen şarkılar dinlemek farzdır. Bu da sanırım yıllardır en çok sevdiğim Temmuz şarkısıdır.


29 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Facia İş Görüşmesi

Geçen aylarda bir iş ilanına başvurmuştum Linkedin' den. Başvurduğumu bile unuttuğum bir anda aradılar beni. Ben o sırada Malatya' daydım, koşturuyordum ona buna. Görüşelim dediler, kabul ettim. İleri bir tarih için Skype üzerinden mülakat için sözleştik.


Görüştüğüm kadın, Harvard mezunu imiş. Dedim sonunda derdimi anlatabileceğim birisi! Kadın nerede okuduğumu ne yaptığımı sordu epey ilgi gösterdi. İnanır mısınız, kadın anladı!!! Amerika' da ne okuduğumu anladı!!! Benim için paha biçilmez bir andı. Zira görüştüğüm tüm hırdolar "ehe ehe naptın Amerika' da dil mi okudun" diyor gözümün içine baka baka. Orospu çocukluğu çeşit çeşit.

Daha sonra ikinci görüşmeyi yapmak istediğini söyledi. Mümkünse yüz yüze görüşmemizi, ortağı ile tanışmam gerektiğini söyledi. Ben de ayarlayıp gittim İstanbul' a. Kadın bana telefonda dedi ki "Ortağım çok uzaklardan gelecek sırf seninle görüşmek için". Ben de salak gibi hevesleniyorum. Bir gün öncesinde bütün gün sözlü tercüme yaptığım için sesim kısılmıştı, yorgundum ama yine de bomba gibiydim. 


Kapılarını çaldım bir kadın açtı. Suratıma anlamsız anlamsız baktı. "Buyrun?" dedi. Dedim "Burcu Hanımla görüşmem var saat 12' de"Saat tam 12. İçeri girdim. Ama kadın hala soran gözlerle bakıyor. Böyle bir beğenmemişlik var suratında, tarifi mümkün değil. Burcu Hanım ile selamlaştık. Kadın hala bakmakta. 

"Siz bakıcılık ilanına mı gelmiştiniz?" dedi.



Burcu' nun surat pert "Ohoho yook o şirket için geldi" falan diyor. 

Kadının bariz amacı, beni gördüğü dakikadan itibaren beni bozmak. Burası belli.

Döndüm kadına "Fiyatta anlaşırsak o da olur" dedim işi espriye vurup. Burcu EHEHEHEHE diye güldü. Ortağıymış işte bu kadın. Geçtim oturdum.

Bu kadın geçti karşıma, bütün bir görüşme boyunca cevabını bildiği ne kadar olumsuz soru varsa sordu. Karı Ankara' dan beni ayağına çağırmış, İstanbul' da yaşamadığımı biliyor geçmiş bana "İstanbul' u biliyor musun?" diyor (iş şehir içerisinde lokasyonlar ile alakalı bir işti bu manada soruyor yani). 

Kadın, benimle mülakat yapmak için çok uzaklardan gelen ve sadece ama sadece benim için o gün ofise gelen kadın, beni bakıcı etti, benden hiç haberi yokmuş gibi elinde bir CV çıktım duvardan duvara vurdu beni.

Orospu çocukluğu çeşit çeşit demiştim.



Ben hala Burcu beni anladı, bana iş verecek modundayım. Burcu çünkü "Sana şurdan ev tutarız, ev arkadaşı buluruz, ilk ay şunu yaparsın" falan diye konuşuyor. Aynı günün akşamına o ofisten bir telefon geldi. 

Böyle sevinçli, olumlu bir tonla "Olga Hanıııım" dedi bu karının sesi. Olga Hanımı işe alacak belli. Bana duyuruyor orospu. Yanlış numara, dedim. Hala kim olduğumu söylememi bekliyor. Yüzüne kapattım.

Üç gün içinde mail geldi "Biz eleman alımı yapmamaya karar verdik" diye. Siksinler sizin işinizi de Harvard'ınızı da, Olga'nızı da, İstanbul' unuzu da.

5 Temmuz 2015 Pazar

Deniz Atıkları

Adidas, geçtiğimiz günlerde, denizlere atılan çöplerden ve balık ağlarından yeni bir ayakkabı üretmiş. Bu aralar pek gündemde deniz atıklarını geri dönüşüm ile kullanmak zaten. 


Sadece önüne gelen çöpleri değil, aynı zamanda kaçak av için kullanılan ağları toplatmış. Amk evladı, kendi işine yaramasa dönüp suratına bile bakmazdı o kaçak avcılara. Madem öyle bir gücün var neden en başından kaçak avcıları ihbar etmiyorsun? Kapitalizm... Marifet gibi de bunu insanlara anlatıyor.

Neyse en azından bir işe yaramış, kendi yararına daha fazla olsa da deniz atıklarının geri dönüştürülmesi konusuna dikkati çekmiş. Şimdi tüm diğer markalar da buna benzer bir girişimde bulunur tahminen.

Ama benim bildiğim, daha önceden bu işe giren bir takım girişimci vardı. Bureo Skateboards 'ın sahipleri. Kickstarter' da kendilerine bir proje oluşturup bu işe gönül verdiler. Tamamen iyi niyetlerine inanabileceğiniz güzide insanlar. 


The Minnow adını verdikleri bu kaykayın yaratılma hikayesi, Adidas' ın özendiği fikrin babası olarak biliniyor (ya da ben öyle biliyorum). Ama bildiğim kadarıyla Bureo ailesi kaçak avcıları yakalamadı kendi kapitalist çıkarları uğruna. Sadece kendileri topladılar Şili sahillerinden, kendi imkanları ile.

Daha bu şekilde oluşturulmuş ne ürünler göreceğiz ileride kim bilir... Dünya nelerle uğraşıyor.

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Creed Trollüğü

Rocky filminin bir devam işi olan Creed adlı yeni bir film var gündemde. Apollo Creed' in oğlu ile alakalı. Fragmanı aşağıda.


Filmin başarısı hakkında konuşmayacağım. Dün denk geldiğim salak bir haber ile alakalı konuşacağım. 

Bildiğiniz üzere Creed adlı gereksiz bir grup var 90lardan kalan. Bunlar da bunları sevenler de biraz nasıl desem... mal? İnternette trolün biri bir imza kampanyası başlatmış. İddiası da "grubun adını kullanarak hayranları rencide ediyorsunuz" imiş. Creed adı grubun adıymış ve MGM bunu kullanamazmış.


ASDLJKAHFSLKJDHJLKDGFHSKFHGJSAHFSD!

Bir de imza falan verip yorumlar paylaşmışlar ya. Off...

3 Temmuz 2015 Cuma

Ondan Bundan Vol.13

* Türkiye' de yaşayıp herhangi bir güncel konu ile alakadar olmamak çok zor amk. İlgilenmiyorum diyebilmek büyük lüks. Zira bunu söylediğin zaman gördüğün muamele direkt şu:


Amk köylüsü, ille seninle aynı şeylere mi odaklanmak zorundayım ben? Ve hatta:



* Geçen hafta plaza Melislerinin yuvalarından biri olan EY' ye gittim (ama birlikte gittiğim kişi ısrarla İVAY İVAY deyip duruyordu "e-ye" işte ulen). Allah kahretsin, evlerine ateşler yağdırsın ulan onların. Böyle insan mı olur? Adam Türkçe konuşamıyor ya. Clear edebilmek diyor. Are you gavat, are you kıro? Clear edebilmek ne lan?


Ben de adamla taşak geçmek için, tercümanlığını yaptığım kişiye clear edebilmenin tercümesini yaptım. Lafın sahibi adam mal mal suratıma baktı.

* Pek iyi bir ay değildi genel olarak bakacak olursan. Dolandırıldım, ofislere çağrılıp (ivay değil) orada reddedildim, ODTÜ işim 6 ay sekteye uğradı. Kaldım yine işsiz. Sıkıldım ulen bu durumdan.

*Dolandırılma hikayesini de bir sonuca varıldığı zaman oturup yazacağım burada.